CUMHUR’un Bayramı – Cumhuriyet Bayramı (1)

28 Ekim, 2009

İlk yazım- 28 Ekim 2009, Çarşamba


1990′lı yıllarda  son 20 yıldır sadece  dinî bayramlarda dostlarıma   tebrik mektup / kartları gönderdiğimin ayırdına vardım. Benim  sorgulayıcı, akılcı düşünmeye dayanan bir düşünce/yaşam tarzım vardır.  Bütün bir yıl içinde sadece iki dinî bayramı kutlayan  kişinin “ben laik düşünen biriyim”  demeye hakkı olmadığını düşündüm ve yaklaşık 10 yıl boyunca dinî bayramların yanında 23 Nisan  ve 29 Ekim’de de tanıdıklarıma  tebrik mesajları gönderdim.

Bugün daha değişik düşünüyorum.   Dinî bayramları kutlamak  herkesin kişisel,  daha doğrusu doğmuş olduğu çevrenin seçimi olan bir olaydır.  Laik düşünen bir toplumda herkes ailesi ve tanıdığı kişilerle kendi gün ve yöntemine göre bayramlaşır, bayramlaşmalıdır.

Cumhuriyet Bayramı ise “cumhur”un, yani hepimizin bayramıdır. Cumhur bu bayramda  birbirini ve aile yakınlarını  kutlamak yerine toplumun bireyi olarak  Cumhuriyet Şenliklerine katılmalı, Cumhuriyet Şenliklerini destekleyip o gün ve gece herkesle beraber eğlenmelidir.

Benim yaşadığım çevrede  (Kuzguncuk- Üsküdar)  yaşayanlar  29 Ekim Cumhuriyet bayramını kendi girişimleri olarak  kutlamaktadır. Benim son 23 yılımı yaşadığım Kuzguncukta bu hep böyle oldu.

Kuzguncuk’ta  29 Ekim gününü özetlersek;

* 29 Ekim öncesi  İcadiye Caddesine bir tak (2) kurulup üzerine “Cumhuriyet Bayramı Kutlu Olsun” yazan bir bez afiş asılır.  Ayrıca cadde boydan boya bayraklarla süslenir.  29 Ekim 2007- Kuzguncuk1

Bayram günü Kuzguncuk  İlköğretim Okulu öğrencileri sabah İcadiye Caddesi boyunca bir yürüyüş yaparlar.

29 Ekim 2007- Kuzguncuk4

Icadiye Caddesi- 29 Ekim 2007 haftası görünümü

Hava kararırken ana caddeye  çengisiyle birlikte  bir davul-zurna ekibi  davul zurna çalarak girer.  Kuzguncuk’un merkezinde anayol trafiğe kapanır ve takın hemen yanında  müzik ve dans şöleni başlar.  Halk burada toplanıp  davul-zurna grubunu izler, zaman zaman da  oyun oynayarak katılır.

Son birkaç yıldır Büyükşehir Belediyesinin yaptığı Boğaziçi  Işıklı Gösterilerini yüz metre aşağıdan seyretmek olanağı olduğu için saat 20 sularında davul zurna dağılıp Boğaza yönelinir.
Ben bu yıl Cumhur’un Bayramını başka bir yerde, Antalyadan gelen akrabalarımla geçireceğim.

Bundan sonra da hangi mahallede yaşarsam yaşayım, Cumhuriyet Bayramını yaşadığım semtin insanı ile birlikte bir  etkinliğin parçası olarak kutlamak istiyorum.
Cumhuriyet Bayramınız Kutlu Olsun,

Gültekin Orhon

1. Cumhur

* Halk topluluğu. Hey’et, takım. Aynı kararı veya hükmü kabul edenler.

* Âlimlerin çoğu, ekseriyeti.

* Seçimle idare edilen devlet.

* Bir yere toplanmış kum, toprak.

http://www.osmanlicaturkce.com/?k=cumhur&t=%40

2. cumhur Ar. cumh°r

a. (cumhu:ru) esk. 1. Halk. 2. Topluluk: �Kubben altında bu cumhura bakarken şimdi.� - Y. K. Beyatlı. Güncel Türkçe Sözlük cumhur

b. Küçük taneli yabanî üzüm. Türkiye Türkçesi Ağızları Sözlüğü

c. cumhur: Topluluk. Türkiye Türkçesi Ağızları Sözlüğü cumhur

d. Kimi tarikatlarca ilâhiye verilen ad. bk. İlâhi. BSTS / Yazın Terimleri Sözlüğü 1974Cumhur Köken: Ar.

e. Cinsiyet: Erkek

f. Topluluk, kalabalık, halk.

http://tdkterim.gov.tr/bts/?kategori=verilst&kelime=cumhur&ayn=tam


(2) – tak Ar. µ¥®

(II) a. (ta:k) Millî bayramlarda veya önemli bir olayı anmak için düzenlenen şenliklerde, geçit yapılacak caddelere geçici olarak kurulan, yazılar ve çiçeklerle süslenen kemer: �Şimdi İstanbul taklarının yeşil taflanları altından gaziler geçiyor. -F. R. Atay.  TDK Sözlük


Yaz Okulu – Kuzguncuk İlköğretim, Üsküdar – 2009

12 Temmuz, 2009

(İlk  yazım- 12 Temmuz 2009)

Yaz  Okulları’nın  ülkemizde gelişimini tam olarak bilmiyorum.  Çocukluğumuzda  Yaz Okulları uygulamasının devletce, bir askerî disiplin içinde yapıldığının konuşulduğunu anımsıyorum.  Uzun yıllar yaşadığım Kuzguncuk Mahallesinde  1990′lı yılların ortasından başlayarak bugünedek  değişik uğraşıları olan kişilerin gençlere uygulamalı, eğlenceli, temel kuram/ kavram ve becerileri tanıtma amaçlı dersler vermeleri çabalarına katıldım, ders verdim.

Temel gözlemim;  gençlerin bu yaklaşımdan çok yararlandıkları gibi,  ders verenlerin de   çok şey öğrendikleridir. Yaz okullarını düzenleyen ve destek veren bütün kişi ve kurumları ve İlköğretim Okul yetkililerini kutlarım. Bu yılki yaz okulunda  “Beşiktaş Bilim Müzesi Gezi Yönetmeni”  olarak görev yaptım.  Geziden sonra yaptığım araştırmada öğrendiğim son şey – Ülkemizde  9 yıldan beri  Türkiye Bilim Merkezleri Vakfı” adlı bir kurum olduğu ve bir çok kurum ve kişinin  Futbol Maçları dışında bu kuruma da destek olduklarıydı.  Bu gurur verici ve umutlandırıcı bir olay.  Bugünkü durumumuzdan hoşnut olmayanlar, Türkiye Bilim Merkezleri Vakfı’na  destek vererek  bu uygulamanın yayılmasını sağlayabilirler.

Kuzguncuklular Derneği ve Kuzguncuk İlköğretim Okulu ortak çalışması ile yürütülen 2009 Yaz Okulu kapsamında yapılan geziye 22 öğrenci ve 8 veli katıldı.  Mecidiyeköy ile Beşiktaş arasında, Fulya Mahallesinde olan Bilim Müzesi gezisinden otobüs şöförümüz de içinde, hepimiz çok memnun  kaldık.  Gezinin başarılı olmasında Merkezin yaş ortalaması 25′in altında olan rehber ve yöneticilerinin çok katkıları oldu. Onları da,  merkezi bu düzeye getirip, hizmeti sürdürenleri de kutlarım.

Geziye katılanlar; “Ulaş Vazlef – 1997, Ömer Kuşcu – 1997, ……..???????”

Gezimizin  başarısını yazı yerine görsel olarak anlatmak daha kolay olacak…….

Not-  Sevgili gençler,

A.  aşağıdaki fotoğrafları tıklayarak onları büyütebilir, tekrar tıklayarak bir kez daha büyütebilirsiniz. Fotoğrafınızı almak isterseniz klavyede en üst sağ tarafta (prtsc sysrq – ekranı yazdır) tuşunu tıklayıp, ekranda gördüğünüz resmi bir fotoğraf  programı ile kopyeleyebilir ve resminizi bastırabilirsiniz.   Bu yazdıklarımı yapamazsanız, bir büyüğünüzden yardım alın.  Sonuçta kişisel fotoğrafınızı bastırın, hiç değilse bu anlattığım yöntemi öğrenmiş olun. İlerde kullanırsınız.

B. Ben gezi sırasında sizlerin adlarını alamadım.  Bu yazıya ad da eklersek ilerde resimlerle adları beraber kullanabilir, arkadaşlarınızın adlarını unutmamış olursunuz. Onun için lütfen en altta, “yorum yap” bölümüne kendi adınızı ve doğum yılınızı yazarsanız ben de bu yazıya onları da eklerim ve bu yazı bir bütün olur.  Ben aranızdan adını bildiğim Ulaş ve Ömer’i yukarıya ekledim.  Sizden yanıt geldikçe listeyi tamamlarım.  Kolay gelsin,  Gültekin Orhon.

Bilim Merkezi, Şişli

Bilim Merkezi, Şişli

Yaz Okulu- Kuzguncuk, 2009

Yaz Okulu- Kuzguncuk, 2009

Yaz Okulu- Kuzguncuk 3

Yaz Okulu- Kuzguncuk 3

Yaz Okulu- Kuzguncuk 5

Yaz Okulu- Kuzguncuk 5

Yaz Okulu- Kuzguncuk 8

Yaz Okulu- Kuzguncuk 8

Bilim Merkezi, Şişli

Bilim Merkezi, Şişli

Bilim Merkezi, Şişli

Bilim Merkezi, Şişli

Yaz Okulu- Kuzguncuk 10

Yaz Okulu- Kuzguncuk 10

Yaz Okulu- Kuzguncuk 11

Yaz Okulu- Kuzguncuk 11

Yaz Okulu- Kuzguncuk B

Yaz Okulu- Kuzguncuk B

Yaz Okulu- Kuzguncuk C

Yaz Okulu- Kuzguncuk C

Yaz Okulu- Kuzguncuk D

Yaz Okulu- Kuzguncuk D

Yaz Okulu- Kuzguncuk E

Yaz Okulu- Kuzguncuk E


Türkân Saylan

18 Mayıs, 2009

(İlk yazım- 18 Mayıs 2009)

Bugün hep beraber Atatürk’lerimizden birini kaybettik.

Yıllardır  her hafta başı gelen “Denizce”  benim duygularımı fazlasiyle  yansıtmış;  Bu hafta başyazısı çok kısa ve öz olmuş.

.

Sevgili Hocamız Türkan Saylan’ı kaybettik

Başkalarının verdikleri görevlerle değil…!
Kendine verdiği görevlerle çevresine, herkese örnek olan
yaşamında ölümsüzlüğe erişen bir bilgeyi kaybettik.

Yasını değil, yolunu tutacağız.

Gün, herkesin kendine soru sorma günüdür.

Asıl üzülünmesi gerekenler,
kaybından dolayı üzüntü duyulmayanlardır

Denizce


Çaresizseniz,  çare “siz” siniz !

Çare için aşağıdaki satırları fare ile tarayın.

Omuz omuza, gönül gönüle ve daima birlikte,
ilkelerimizden ve hukuk devletinden asla ödün vermeden
Denizce

Lütfen derhal bir Sivil Toplum Kuruluşuna üye olun.
Üye değilseniz hukuk çerçevesinde tepkinizi koyun,
koyanlara destek olun.
Denizce


http://www.denizce.com/hafta0921.asp


Yaz Okulları – Kuzguncuk

28 Haziran, 2008

Dün sabah, sıcak güneşli bir Haziran gününde Kuzguncuk İlköğretim Okulu’na ders vermek için gittim.  Derste Hafta Sorumlusu Nilgün Güvenel’in dışında yaş ortalaması 8 olan 19 genç vardı.

 

 

 

 

 Okul Kuzguncuk’un Boğazı gören bir tepesinde, 19. Yüzyılda Marko Paşa’nın Konağı olarak yapılmış.  “Sen git derdini Marko Paşa’ya anlat” deyimine konu olan Marko Paşa.   Konumuz olan Çevre’yi,  ’Zaman Tüneli içinde İstanbul’un Gelişimi’ olarak anlattıktan sonra, gençlere ” Sorgulamacı Yaklaşım” ile ilgili masallar  anlatıp, bitirdim. 

Anlattığım masalların birkaçını burada yineliyorum.

Konuşma Özürlü ve Görme Özürlü Alıcı – (Özü; Her Olayı Kendi İçinde Değerlendirmek Gerekir)

Bir Eczaneye, konuşma özürlü bir kişi gelir ve kendi için bir diş fırçası ister.  Diş fırçasını nasıl ister gösterir misiniz?

(Dinleyenler genelde el ve parmakları ile diş fırçalama eylemi yaparlar.  Onaylayarak, konuşmayı sürdürürsünüz);  Yaklaşık on dakika sonra elinde beyaz bastonu ile bir görme özürlü aynı eczaneye girer.  Bu kişi bir tarak istemektedir, nasıl ister?  

Sahiden nasıl ister, siz yanıtlar mısınız?  (Doğru yanıt yazının en altında)

Engizisyon’da Yaşamı Seçebilmek- (Özü; Çözüme giden yol tek değildir, başka yollar da vardır.)

Ortaçağ Avrupasında İspanyol Engizisyon Mahkemeleri din dışı gördükleri her kişiyi ölüme gönderiyorlar.  Bir kasabanın Mahkeme Başkanının da bir derdi var.   Mahallesinden bir delikanlı ile kendi kızı birbirlerine aşık olmuşlar.  Başkan bu işten hiç hoşnut değil.  Sonunda bir neden yaratıp, delikanlıyı mahkeme karşısına çıkartıyor. Savlama ve savunma sonunda karar veriyor; “Konuya ilahi adalet çözüm bulacak.   Delikanlı tutuklanacak, ertesi gün hakimlerin karşısında ‘ölüm’ veya ‘yaşam’ı kendi seçecek.  Yöntem olarak da, iki ayrı kağıt bir şapkanın içine konacak.  Kağıtlardan birinde ‘ölüm’ diğerinde ‘yaşam’ yazacak.  Zanlı kendi yazgısını seçeceği kağıtla belirleyecek.”

Gece şehir kalesinin bir burcuna hapsedilmiş olan delikanlı kara kara düşünürken, demir parmaklıklar arasından bir taş içeri düşüyor.  Taşı aldığında çevresinde de bir kağıt görüyör.   Taşı sevdiği atmış, kağıtta yazan ise; “Sevdiğim babamın konuşmasını duydum.  Seni mutlaka ortadan kaldırmaya niyetli.  Her iki kağıda da ‘ölüm’ yazacakmış.  Seni çok seviyorum, elveda.”

Ertesi gün mahkeme toplanıyor.  Başhakim’in önünde iki ayrı şapka konmuş.  Zanlıya durum tekralandıktan sonra, seçimi yapmaya çağrılıyor.  Zanlı yürüyor, seçimini yapıyor ve………..serbest olarak mahkemeden çıkıyor.

Hangi yöntem ve davranış onu oradan canlı çıkartır?  (Yanıtı en aşağıda)

Hindistan Racasının Kızı -  (Özü- Çözümde giden yolda birden fazla bakış açısı vardır)

a. Özürlü Kişiler – İkinci gelen “bana bir tarak  verir misiniz?” der. O göremez, ama  konuşabilmektedir.

b. Engizisyon- Yanıt seçmekte değil, seçmemekte yatıyor.  İkisi ayrı duran şapkalardan birine yaklaşan zanlı, kağıdı alıp açmak yerine alıp yutuyor. Yuttuktan sonra, “Ben seçimimi yaptım,” diyor. “Kalan kağıdı siz okuyun.”    

Ben bu öykü’yü anlattıktan sonra çözümü anlattım, tam anlamadılar. O sırada önümdeki bir öğrencinin elindeki ufak kağıt parçalarına gözüm ilişti.   İki kağıdı gösterip, “Bir tanesini böyle yutmuş” dedikten sonra kağıdı ağzıma atıverdim.    Ders sonunda  dışarda çocukları bekleyenler vardı.  6-7 yaşlarında olan bir öğrenci dedesini görünce, “Dedeeee, öğretmen kağıdı yuttu” diyerek ona yaklaştı.  İki saatlik anlatımda en akılda kalan davranış/ söylemim o olmuş.

c.

 

Derse katılan gençler ; Zeynep Bahar Bilgiç (7), Emir Çelebi (7), Deniz Özbaş(9), Efe Yağız (8), Deniz Ege (6), Bora Özkan (6), Sude Yusoğlu (5), Kardelen Ceren (7), Ecem Güler (7), Umut Saliçanyiğit (6), Selen Kazandır (7), Nurşen İşar (8), Yağmur Toplu (13), Zeynep Dalbay (11), Kader Yalçın (12), Oğuzhan Özçelik (12), Aleyna Özay (9), Uygar Karamel (6), Tiycan Işlak (11)


Onurlandırarak Verebilmek – Diş Kirası

7 Nisan, 2008

Son Düzenleme- 7 Nisan 2008

Bu akşam Kuzguncuk’ta  iki arkadaşımla bir konu geliştirmeye çalışıyorduk.  Konu yardımlaşma yerine, ‘kim kimin ayağına gidecek’e dönüştü. 

Toplumumuz aslında  gösterişci değildir.  Birine yardım ederken bunu ayan beyan herkesin içinde değil, el altından  vermek usuldendir.  Verirken onur kırmamak doğru bir yaşam ve davranış biçimidir. Benim anımsadığım ilk “bak bunu sana ben veriyorum”lu veriş 1950′li yıllarda Marşal Planı çerçevesinde okullara çedar peyniri (sarı renkli bir peynir), süt tozu gibi gıda maddeleri verilmesiydi.  Paketlerin hepsinin üzerinde sıkışan iki el resmini anımsıyorum. Başka neler olduğunu anımsamıyorum.  Amerika da bu uygulamanın yanlış olduğunu anlamış olmalı ki, Irakta bu şekilde davranmadılar.

‘diş kirası’  kavramı ve yöntemi de onur kırmadan, yücelterek vermenin çok tipik bir örneğidir. Türk toplumu mahalle sistemi içinde, her sınıf (çok fakir, fakir, orta halli ve zengin) aynı mahallede otururdu.  Bugün de İstanbul’un bütün sınıfların oturduğu semtleri boğaz köyleridir.  Yardımlaşma için Ramazan Ayı’nın uygunluğu nedeniyle, mahallenin zengini açık sofra yapar, bütün mahalleyi iftara davet ederdi.  İftar yemeğinden sonra da gelenlere ev halkına da götürmesi için ek bir nakit yardım yapılırdı.  Bu yardım ‘ben seni doyurdum, bunu da ev hanesine veriyorum’ demek yerine ‘diş kirası’ olarak verilirdi.  Başka deyişle, ‘sen evime geldin, bana şeref verdin, yemeğimi yedin yoruldun, bunun karşılığı olarak ta bu hediyemi kabul et’ denirdi.

Toplum olarak yeniden bu değerlere dönmemiz gerekiyor.  Kuzguncuk’taki toplantıda bunları konuşacak vakit yoktu.  Gene de ‘yardımı alacak kişilerin onurları yüceltilerek yardım edilmesi, onun için de onların ayağına gidilerek yardım konusunun görüşülmesi’ gerektiği konusunda anlaşıldı.

 


İki adım ötesini düşünme

9 Kasım, 2007

Bugünkü toplumumuzun en belirgin özelliklerinden biri de

bir yola çıkarken değil sonunu, iki adım ötesini düşünmemek‘tir.

Ekim ayının başında Bilgi Yayınevi’nce  yayınlanan Emin Çölaşan’ın “Kovulduk ey halkım unutma bizi” kitabının bir aylık yayın serüveni bu olguya güzel bir örnek.

21 İş Gününde 42 Baskı

Ekim 2007′de iki bayram yaşadık; Şeker ve Cumhuriyet Bayramları.  Bayram günlerini çıkardığımız zaman geriye 21 iş günü kalıyor.  Yukarıda verilen kitap iç sayfa fotokopisinde ise Ekim ayı içinde 42 (kırkiki) basım yapıldığı yazıyor.  Bu şartlarda Bilgi Yayınevi yöneticileri her iş günü biri sabah, biri akşam olmak üzere iki kez “Satış iyi gidiyor, kitabı yeniden bastıralım” kararı vermişler.  Kutlarım. (1)

Konuya toplumsal açıdan yaklaşırsak, 21. Yüzyıl başında Türkiye’nin çok önemli eksikleri olduğu görülüyor.

a. Bilgi Yayınevi ülkemizin en saygın, güvenilir ve beğenilir kurumlarından biridir.  Yayın planlaması bu kurumda günde iki kez yapılıyorsa, yayın dünyamızın geri kalan bölümü kimbilir nerededir?

b. Genelde toplumumuz bir yola çıkarken veya o yolda yürürken kaç adım önünü düşünüp, planlayıp gerekli önlemleri alıyor?  Atalarımız 3,000 (üçbin) kilometrelik bir yolculuğu 60,000 kişi ile yapmayı planlayabiliyorlardı.  Torunları bu yeteneği nasıl ve neden yitirdiler?

c. Gazeteler günde tek baskı yapar duruma geldikleri halde, bir kitapevi günde iki baskı nasıl ve neden yapar?

d. Aslında kaç baskı yapıldığı ek bilgi olarak her bir baskının adedi de verilmedikçe anlamsızdır.  1000 baskı yapan bir kitap, fotokopi ile çoğaltılsa belki de sadece 1000 adet satmıştır.   Satışta olan birçok kitap, doğrusunu yaparak her bir baskının kaç adet olduğunu da belirtmektedir. Örnek- Başka bir yayınevi kitap içinde; 1. Baskı 2000, 1,000 adet, 2.Baskı 2000,1,000 adet,..8. Baskı 2007, 500 adet olarak vermektedir.  Yedi yılda 7,000 toplam basım yapılmış.

Toplum olarak ne yapmamız gerektiğini planlamak, daha anlaşılır, daha belirgin bilgi üretip dağıtmaya başlayacağımız günleri yakınlaştırmak herbirimizin sorumluluğudur.  Hepimize kolay gelsin.

(1) Emin Çölaşan’la 29 Kasımda yapılan bir söyleşide ( http://medya.webim.eu/?i=2552 )o güne kadar 55 baskı yapıldığı söyleniyor. Bu söylem her iş gününde yaklaşık 2 baskı istendiği savını destekliyor.  Her bir baskı da 2,300 adetmiş.  Her gün tek sefer 4600 baskı kararı yerine sabah ve öğleden sonra 2300lük baskı yapma acaba kimin düşüncesiydi?  Öğrenmeye değer.


Cumhuriyet Bayramı

30 Ekim, 2007

Ben de…..

 

Cumhuriyet Bayramınızı Kutlarım,

 

 

1950′lerde babamın kartvizitinin arkasına “Cumhuriyet Bayramınızı Kutlarım” diye el yazısı ile yazıp, zarfladığı kutlamaları açık olarak yolladığını anımsıyorum. O zamanlar renkli baskılı, hazır kartlar yoktu ve açık zarflar (bugün de olduğu gibi) daha ucuza gidiyordu.

 

Bizim kuşak kartla Bayram kutlamaya başladığında ise sadece Ramazan ve Kurban Bayramlarını kutlar olmuştu.

 

Sadece Ramazan ve Kurban Bayramlarını kutlayan kişinin, “Ben Lâik düşünceden yanayım” demesi,

Ankara- İstanbul Ekspresinde oturan birinin “Ben Erzurum’a  gidiyorum” demesinden farksızdır.

 

Ben de içinde olmak üzere pek çoğumuz  Hırıstiyan ve Musevî  tanıdıklarımızın Ramazan Bayramını kutlamışızdır.

 

Karşımızdaki güç çok sinsi ve plânlı olarak davranarak bizi buralara getirdi. 

 

 

Cumhuriyet Bayramını Kutlamak  ‘kullanma süresi geçmiş bir dönem’i  kutlamak değildir,

 

Çağdaş Türkiye’de sahiden Lâik davranışın ta kendisidir.

 

Gültekin Orhon

071029


Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.