Türkân Saylan

18 Mayıs, 2009

(İlk yazım- 18 Mayıs 2009)

Bugün hep beraber Atatürk’lerimizden birini kaybettik.

Yıllardır  her hafta başı gelen “Denizce”  benim duygularımı fazlasiyle  yansıtmış;  Bu hafta başyazısı çok kısa ve öz olmuş.

.

Sevgili Hocamız Türkan Saylan’ı kaybettik

Başkalarının verdikleri görevlerle değil…!
Kendine verdiği görevlerle çevresine, herkese örnek olan
yaşamında ölümsüzlüğe erişen bir bilgeyi kaybettik.

Yasını değil, yolunu tutacağız.

Gün, herkesin kendine soru sorma günüdür.

Asıl üzülünmesi gerekenler,
kaybından dolayı üzüntü duyulmayanlardır

Denizce


Çaresizseniz,  çare “siz” siniz !

Çare için aşağıdaki satırları fare ile tarayın.

Omuz omuza, gönül gönüle ve daima birlikte,
ilkelerimizden ve hukuk devletinden asla ödün vermeden
Denizce

Lütfen derhal bir Sivil Toplum Kuruluşuna üye olun.
Üye değilseniz hukuk çerçevesinde tepkinizi koyun,
koyanlara destek olun.
Denizce


http://www.denizce.com/hafta0921.asp


Üç adım önünü düşünme

9 Kasım, 2007

Bugünkü toplumumuzun en belirgin özelliklerinden biri de

bir yola çıkarken değil sonunu, üç adım ötesini düşünmemek‘tir.

Ekim ayının başında Bilgi Yayınevi’nce  yayınlanan Emin Çölaşan’ın “Kovulduk ey halkım unutma bizi” kitabının bir aylık yayın serüveni bu olguya güzel bir örnek.

21 İş Gününde 42 Baskı

Ekim 2007′de iki bayram yaşadık; Şeker ve Cumhuriyet Bayramları.  Bayram günlerini çıkardığımız zaman geriye 21 iş günü kalıyor.  Yukarıda verilen kitap iç sayfa fotokopisinde ise Ekim ayı içinde 42 (kırkiki) basım yapıldığı yazıyor.  Bu şartlarda Bilgi Yayınevi yöneticileri her iş günü biri sabah, biri akşam olmak üzere iki kez “Satış iyi gidiyor, kitabı yeniden bastıralım” kararı vermişler.  Kutlarım. (1)

Konuya toplumsal açıdan yaklaşırsak, 21. Yüzyıl başında Türkiye’nin çok önemli eksikleri olduğu görülüyor.

a. Bilgi Yayınevi ülkemizin en saygın, güvenilir ve beğenilir kurumlarından biridir.  Yayın planlaması bu kurumda günde iki kez yapılıyorsa, yayın dünyamızın geri kalan bölümü kimbilir nerededir?

b. Genelde toplumumuz bir yola çıkarken veya o yolda yürürken kaç adım önünü düşünüp, planlayıp gerekli önlemleri alıyor?  Atalarımız 3,000 (üçbin) kilometrelik bir yolculuğu 60,000 kişi ile yapmayı planlayabiliyorlardı.  Torunları bu yeteneği nasıl ve neden yitirdiler?

c. Gazeteler günde tek baskı yapar duruma geldikleri halde, bir kitapevi günde iki baskı nasıl ve neden yapar?

d. Aslında kaç baskı yapıldığı ek bilgi olarak her bir baskının adedi de verilmedikçe anlamsızdır.  1000 baskı yapan bir kitap, fotokopi ile çoğaltılsa belki de sadece 1000 adet satmıştır.   Satışta olan birçok kitap, doğrusunu yaparak her bir baskının kaç adet olduğunu da belirtmektedir. Örnek- Başka bir yayınevi kitap içinde; 1. Baskı 2000, 1,000 adet, 2.Baskı 2000,1,000 adet,..8. Baskı 2007, 500 adet olarak vermektedir.  Yedi yılda 7,000 toplam basım yapılmış.

Toplum olarak ne yapmamız gerektiğini planlamak, daha anlaşılır, daha belirgin bilgi üretip dağıtmaya başlayacağımız günleri yakınlaştırmak herbirimizin sorumluluğudur.  Hepimize kolay gelsin.

(1) Emin Çölaşan’la 29 Kasımda yapılan bir söyleşide ( http://medya.webim.eu/?i=2552 )o güne kadar 55 baskı yapıldığı söyleniyor. Bu söylem her iş gününde yaklaşık 2 baskı istendiği savını destekliyor.  Her bir baskı da 2,300 adetmiş.  Her gün tek sefer 4600 baskı kararı yerine sabah ve öğleden sonra 2300lük baskı yapma acaba kimin düşüncesiydi?  Öğrenmeye değer.


Cumhuriyet Bayramı

30 Ekim, 2007

Ben de…..

 

Cumhuriyet Bayramınızı Kutlarım,

 

 

1950′lerde babamın kartvizitinin arkasına “Cumhuriyet Bayramınızı Kutlarım” diye el yazısı ile yazıp, zarfladığı kutlamaları açık olarak yolladığını anımsıyorum. O zamanlar renkli baskılı, hazır kartlar yoktu ve açık zarflar (bugün de olduğu gibi) daha ucuza gidiyordu.

 

Bizim kuşak kartla Bayram kutlamaya başladığında ise sadece Ramazan ve Kurban Bayramlarını kutlar olmuştu.

 

Sadece Ramazan ve Kurban Bayramlarını kutlayan kişinin, “Ben Lâik düşünceden yanayım” demesi,

Ankara- İstanbul Ekspresinde oturan birinin “Ben Erzurum’a  gidiyorum” demesinden farksızdır.

 

Ben de içinde olmak üzere pek çoğumuz  Hırıstiyan ve Musevî  tanıdıklarımızın Ramazan Bayramını kutlamışızdır.

 

Karşımızdaki güç çok sinsi ve plânlı olarak davranarak bizi buralara getirdi. 

 

 

Cumhuriyet Bayramını Kutlamak  ‘kullanma süresi geçmiş bir dönem’i  kutlamak değildir,

 

Çağdaş Türkiye’de sahiden Lâik davranışın ta kendisidir.

 

Gültekin Orhon

071029