(Yazılış günü- 14 Aralık 2008, Pazar)
Bayramın ikinci günü bir arkadaşımla beraber Beykoz Belediyesine bağlı Cumhuriyet Köyünde yaşayan eski bir arkadaşımızı dolaşmaya gidiyordum. Köye yaklaşırken sabahtanberi çok yoğun yağan yağmur dinmiş, hava açılmıştı. Hava açılır açılmaz sokağa ilk dökülenler ise çocuklardı. İki şeritli bomboş yolda önümüze ilk çıkan iki çocuğu alarak yola devam ettik.
İlkokul çağında olan temiz giyim ve yüzlü çocuklar ören yerlerine gidip biraz hava almak niyetiyle yola koyulduklarını anlattılar. Her ikisinin de geçtiğimiz köyde yaşayan köylü çocukları olduğu anlaşılıyordu. Dörtlü seyahatimiz daha bir kilometreyi doldurmadan yolda 3 grup daha görmüştük. Sohbeti sürdürmek için “Bu çocukların hepsi mi hava almaya çıktılar?” diye sordum.
“Hayır,” diye yanıt verdi biri, “örneğin geçtiğimiz üçlü grup Metro’ya gidiyorlar.” Daha sonra yaptıkları açıklamalarla yaklaşık 5 km uzakta epey zengin birinin evi olduğunu ve bayram için giden çocuklara ‘bayram parası’ olarak 50 YTL verdiklerini öğrenmiştik. ‘Siz de bayram parası aldınız mı?” diye sordum. “Elbette amca, ” diye yanıt verdiler, “biz dün gittik.”
Biraz durduktan sonra, “Bugün de gitseniz 50 YTL daha alırsınız, sizi tanımazlar.” dedim. Çocuklardan biri hiç duraksamadan, “Olur mu amca,” diye yanıtladı, ”hakka girer.”
Her türlü dalaverenin döndüğü, artık dostların birlikte gittikleri yerlerde ‘Alman usülü’ ödeme yaptıkları İstanbul’un burnunun dibinde 10 yaşındaki bir çocuğa içinde yaşadığı köy ortamı ’hak’kın anlamını öğretmiş ve bu kavram ve sınırları o genç tarafından benimsenmişti. Bu olayı ve toplumumuz açısından gururu o günün bana verilmiş bir hediyesi olarak aldım.
Türk toplumunun çok değerli yanları var. Bu konu yıllar boyunca bizim dışımızdakiler tarafından incelenmiş, belgelenmiş hatta yeni bir bilim dalının ”etnogenesis” doğmasında temel etken olmuştur. Konuyu geliştirmeyi sürdüreceğim. Ne yazık ki çoğumuz bu erdem ve değerlere hakettikleri ilgiyi göstermiyoruz.