Muz Cumhuriyeti, Türkiye

8 Mayıs, 2008

Son güncelleme: 9 Mayıs 2008

Gün içinde Referans Gazetesine mutlaka bir kez bakmış olurum. Dün konusu değişik olduğu için Ertuğ Yaşar’ın “Bu Ülkede Hukuk Var mı?” yazısını okudum.

Bu yazıyı ibret için lütfen çok dikkatli okumanızı öneririm.  Yazıya hiç katılmıyorum.  Başlıkları ile karşı görüşlerimi aşağıda belirteceğim. Önümüzdeki bir hafta içinde de başlıkları açmaya çalışacağım.

“Türkiye’de yatırım yapmak isteyenlere uygulanan evrensel bir hukuk var mı?” diye sormuş yazar. 
“Evrensel Hukuk” deyimini  sanırım  üzerinde pek düşünmeden kağıda döküvermiş.  Evrensel Hukuk yoktur, ama “yasama ve yargının eşitliği” kavramı vardır. Bu kavrama göre her toplumda “yürürlükte olan yasalar bütün kurum ve kişilere aynı şekilde uygulanırlar”.

Bu ilkeye ancak “Muz Cumhuriyetlerinde ve Sömürgelerde” uyulmaz.

Konumuz aynı olduğu için Cargill Örneğine bakabiliriz.  Zorlu, imar plânları ve geçerli imar durumuna göre üzerinde ne yapabileceği çok açık ve net belli olan bir arsayı, “ben bu yapılaşma kurallarını değiştirir, kendi çıkar ve hesaplarıma uygun yaparım” hesabıyla satın almıştır. Daha da doğrusu, bu arsa kendine bu sözlerle satıcı konumunda olan AKP yönetimince pazarlanmıştır.  Geçmiş örneğe bakarsak;

  • 1989 Cargill Türkiyede üretime geçer.  1998de o günün geçerli yasalarına göre tarım arazisi olan 2120 dönüm üzerinde bir fabrika kurmaya başlar.
  • Bu durumda Türkiye’nin Muz Cumhuriyeti olmadığını düşünen kurumlarının başvuruları üzerine,  yargı mevcut yasaların uygulaması doğrultusunda karar verirken; ”.. Devleti yönetmek için seçilenlerden oluşan Hükümet…bu görevin gereğini yapmak yerine.. verimli tarım arazilerinin talanına hukuksal kılıf hazırlama ödevini yüklenmiştir. “)
  • ‘Cargill’e af’ olarak bilinen ‘Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’ …22 Kasım 2005′de TBMM’de kabul edilir.  Sezer- Kişiye özel yasa olmaz; “Evrensel hukuk ilkelerine göre, yasaların kişiye özgü olmaması gerekmektedir…6. maddeki düzenleme, yasaların genel, soyut ve nesnel olmasını gerektiren evrensel hukuk kurallarıyla ve Anayasa’nın hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmamaktadır, ” diyerek yasayı veto eder.
  • 2008 yılında AKP Yönetimi Meclisten tek sayfalık bir yasa değişikliği geçirerek, yasalara aykırı yapıldığı yasa sözcükleri içinde çok açık belirtilen ve “ölçüye göre dikilmiş” bir geçici madde ile Türkiye’nin bir Muz Cumhuriyeti olduğumuzu belgemiştir.
    “GEÇİCİ MADDE 4- 11/10/2004 tarihinden önce, gerekli izinler alınmadan tarım dışı amaçlı kullanıma açılmış bulunan arazilerin tarımsal bütünlüğü bozmuyor ise istenilen amaçla kullanımı için, bu Kanunun yayımı tarihinden itibaren bir yıl içerisinde Bakanlığa
    başvurulması, hazırlanacak toprak koruma projesine uyulması ve tarım dışı kullanılan tarım arazilerinin her metre karesi için beş Yeni Türk Lirası ödenmesi şartıyla izin verilir.” 

İşte bu olay ve çıkan yasa Türkiye’nin bir Muz Cumhuriyeti olduğunun kanıtıdır.   Yazarın aynı soruyu yinelemesine hiç gerek yoktur.  Zorlu ve onun gibileri yanlarında AKP ve kalemşörleri  oldukça er veya geç bu Muz Cumhuriyetinden istediklerini bir süre daha alacaklarından eminler.  

Yargı ve yazara göre ‘birileri’ aslında  ülkemizin bir Muz Cumhuriyeti olmaması için çalışıyorlar.  Onları yürekten kutluyorum.   Er veya geç onlar  kazanacaklar.

*************

Dip Not: İş adamı ve yazar Ertuğ Yaşar’ın bu tip başka yazıları da varmış.

  • 18 Mart 2008- “Hukukun üstünlüğü, Cargill ve IKEA” başlığı altında; “Ama şu son yıllarda Cargill’e yapılanlar, Türkiye’nin bir hukuk devleti değil de bir muz cumhuriyeti olduğunu göstermektedir. Cargill konusunda Türkiye’de hukukun üstünlüğü hiç işletilmemiştir. Türkiye tam bir cangılmış gibi davranılmıştır!    Çünkü Cargill şirketi, zamanın yasalarına tamamen uygun biçimde izin almış ve çalışmalarına başlamıştır. Cargill şirketi yola çıkarken o anda var olan bütün yasalara uymuştur.   Ama sonradan siz yasa ya da uygulama kararı değiştirirseniz; üstelik de bu değişikliği Cargill’e de uygulamak isterseniz, o zaman hukukun üstünlüğü kavramını tamamen ayaklar altına alırsınız. Tam bir muz cumhuriyeti olursunuz. ” demişti.
  • 26/3/2008 tarihinde (yukarıdaki yazıdan tam sekiz gün sonra) Tıbımım’da kabul edilen 5751 Sayılı yasa ise girişte; “….11/10/2004 tarihinden önce, gerekli izinler alınmadan tarım dışı amaçlı kullanıma açılmış bulunan arazilerin tarımsal bütünlüğü bozmuyor ise istenilen amaçla kullanımı için, bu Kanunun yayımı tarihinden itibaren bir yıl içerisinde Bakanlığa başvurulması…şartıyla izin verilir.” denmiştir.  Yasanın kendisi bile, evvelce yapılmış  yasadışı işlemlere kılıf olduğunu itiraf etmiştir.
  • 7 Mayıs 2008 ( Cargill olayından 1.5 ay sonra) yazar Ertuğ Yaşar aynı tip bir yazıyı bu sefer de Zorlu’nun Zincirlikuyu arsası için işleme koymuştur.  

Ertuğ Yaşar’a tek bir  soru sormak istiyorum…..

  • “Herkesin gözünün içine baka baka, bu toplumun temel direklerinden olan kurumları ve yargıyı yanlış nedenlerle ne hakla ve neyin karşılığında kötülüyorsunuz?”  

Bu ülkeyi Muz Cumhuriyeti durumuna düşürenler  oluşmuş ve oturmuş haklara sahip çıkanlar değil, sabah kalkıp “Eh bugün de şunu yapsak” diyenlerdir.

gültekin orhon- 9 Mayıs 2008


Öğrenme Eğrisi ve Azalan Getiri Oranı

12 Nisan, 2008

(Son güncelleme- 12 Nisan 200 8)

Öğrenme Eğrisi (1) ile ilk kez 1967 yılında öğrenci olarak bulunduğum Columbus- Ohio, ABD’de tanışmıştım. O gün tek olan eğri,  50 yılda çeşitli uygulamalar  için yüzlerceye ulaşmış.
Öğrenme eğrisi aslında bütün dünya için yeni bir kavramdır. 19. Yüzyılda bu kavramı ilk kez bir Alman psikolog tanımlayarak, ‘ aynı işi yineleyerek yapmanın (tekrar etmenin) işin hızlanmasını sağlayacağını’  belirtmişti.  1900 yılların başında Amerika Ford Motor Kumpanyası’yla ’seri üretim” kavramını tanıdı.  Bu kavram ve onun bir parçası olan ‘öğrenme eğrisi’  20inci  yüzyıl boyunca gelişti ve bütün toplumlar için bir gerçek oldu. 

‘Öğrenme Eğrisi Kavramına’na göre  ‘tanımlanmış bir işlem yinelendikçe, o işlemi gerçekleştirme süresi/ maliyeti de düşer.’ Yineleme ve sürenin kısalması arasındaki ilişki somut olarak ilk kez 1936′da ABD’de belirlendi.  O yıllarda  bir uçak modeli için üretim adedi ikiye katlandığı zaman gerekli işçilik süresinde %10 ile 15 arasında bir indirim gözlendi.  Daha sonra yapılan çalışmalarda yapılan işlemin özelliklerine göre % 2-3′ten %30lara kadar değişik işçilik azalması kaydedildi.  Bir birim ise hep aynı kaldı;  o işlem için yineleme- işçilik azalma orantısı hemen hemen hep  aynıydı.  Ülkemizde bu kavram ne yazık ki yeterince bilinmiyor, uygulanmıyor. (2)

 

Yukarıdaki eğriden ilk başta çok hızla azalan işlem süresinin belli bir noktadan sonra artık azalamaz olduğunu görüyoruz.
Başka bir deyişle; Üzerinde yeterince çalışılan bir iş belli bir noktadan sonra  geliştirilemez.  Daha da doğrusu, geliştirilmesinin bedeli kazanılacak ek getiriden daha fazla olmaya başlar.  O noktada artık kişinin yaptığı işle yetinmesi gerekir.

O noktadan sonra yapılacak tek şey, kendine ve bedenine dönerek onu en verimli duruma getirecek işlemlere; dinlenmeye,  spora, motivasyonunu geliştirmeye yönelmesi gerekir.  Verimliliği artık sadece bedenin daha sağlıklı ve üretken olması sağlayabilir.

Bu kural  ÖSS sınavları için de, hazırlanılan tek bir sınav için de, yapılacak bir dans gösterisi için de geçerlidir.

Sonuç; Yapacağımız/ katılacağımız her türlü yarış/ sınav /gösteri için  ilk başlarda emeğimizin karşılığı çok yüksek bir oranda artan bilgi/ beceri ve sonuçta başarı olarak geri döner.  Belli bir noktadan sonra bu geri dönüş azalır ve bir yerde de  durur.  Akıllı kişi bu noktayı çok iyi sezip tanımlamalı ve o noktadan sonra kendi beden ve ruhunu yarış/ sınav /gösteri için hazırlamaya başlamalıdır.

***********
(1) Çok yakın kavram olarak Deneyim Eğrisi de vardır.

(2)

Bugün ‘öğrenme eğrisi’ni İngilizce yazıp gugılladığım zaman 7,300,000 sayfa, 

 

‘öğrenme eğrisi’ni Türkçe yazıp gugılladığım zaman ise 2,600 sayfa buldum. 

 

 Sayın Ajda Pekkan’ın adını ise tek sözcük, Ajda olarak yazdım ve karşıma 2,370,000 sayfa çıktı. Toplumumuz Ajda’ya  ‘öğrenme eğrisi’nden 30,000 kez daha fazla önem veriyordu.

Halbuki ‘öğrenme eğrisi’ hepimiz için temel bir kavramdır.  Onuncu kez yapacağımız kek, tamir edeceğimiz bisiklet, yapacağımız resim ilkine göre çok daha az zaman alacak ve daha iyi olacaktır.


Onurlandırarak Verebilmek - Diş Kirası

7 Nisan, 2008

Son Düzenleme- 7 Nisan 2008

Bu akşam Kuzguncuk’ta  iki arkadaşımla bir konu geliştirmeye çalışıyorduk.  Konu yardımlaşma yerine, ‘kim kimin ayağına gidecek’e dönüştü. 

Toplumumuz aslında  gösterişci değildir.  Birine yardım ederken bunu ayan beyan herkesin içinde değil, el altından  vermek usuldendir.  Verirken onur kırmamak doğru bir yaşam ve davranış biçimidir. Benim anımsadığım ilk “bak bunu sana ben veriyorum”lu veriş 1950′li yıllarda Marşal Planı çerçevesinde okullara çedar peyniri (sarı renkli bir peynir), süt tozu gibi gıda maddeleri verilmesiydi.  Paketlerin hepsinin üzerinde sıkışan iki el resmini anımsıyorum. Başka neler olduğunu anımsamıyorum.  Amerika da bu uygulamanın yanlış olduğunu anlamış olmalı ki, Irakta bu şekilde davranmadılar.

‘diş kirası’  kavramı ve yöntemi de onur kırmadan, yücelterek vermenin çok tipik bir örneğidir. Türk toplumu mahalle sistemi içinde, her sınıf (çok fakir, fakir, orta halli ve zengin) aynı mahallede otururdu.  Bugün de İstanbul’un bütün sınıfların oturduğu semtleri boğaz köyleridir.  Yardımlaşma için Ramazan Ayı’nın uygunluğu nedeniyle, mahallenin zengini açık sofra yapar, bütün mahalleyi iftara davet ederdi.  İftar yemeğinden sonra da gelenlere ev halkına da götürmesi için ek bir nakit yardım yapılırdı.  Bu yardım ‘ben seni doyurdum, bunu da ev hanesine veriyorum’ demek yerine ‘diş kirası’ olarak verilirdi.  Başka deyişle, ’sen evime geldin, bana şeref verdin, yemeğimi yedin yoruldun, bunun karşılığı olarak ta bu hediyemi kabul et’ denirdi.

Toplum olarak yeniden bu değerlere dönmemiz gerekiyor.  Kuzguncuk’taki toplantıda bunları konuşacak vakit yoktu.  Gene de ‘yardımı alacak kişilerin onurları yüceltilerek yardım edilmesi, onun için de onların ayağına gidilerek yardım konusunun görüşülmesi’ gerektiği konusunda anlaşıldı.

 


www = “üç çift v”

1 Nisan, 2008

(Son güncelleme; 10  Nisan 2008) 

İngilizce bizim dilimizin içine hâl hatır sormadan, izin istemeden çat kapı giriverdi.  İnternetin ilk yıllarında konuyu yönetmekle  görevli olan METU’nun  (1)  seçim ve yönlendirmesiyle o sırada dilimize giren birçok bilgisayar deyimiyle beraber  @ ve w harf/simgeleri de Türkiye 51. eyaletmişcesine  olduğu gibi alındı.

Bizler de yaklaşık 12  yıldır dabılyu, dabılyu, dabılyu deyip duruyoruz.  Aslında çok yaratıcı bir toplumuz. GSM yerine ‘cep telefonunu” bulup, oturtturuverdik.  Yabancı sözlerden uzak durmaya da genelde dikkat ediyoruz.  Sonunda imeyl yerine e-posta da oturdu sayılır.  Her nedense www ve @ de takıldık kaldık.

Bence www  yazıp, “üç çift ve” okumak çok doğru çözüm.

a. Dilimizde bugün var olan iki sözcüğü kullanıyoruz. v harfi de, çift kavramı da dilimizde var.

b. Görünen şeyi olduğu gibi okuyoruz; w sahiden de yanyana konmuş iki v’dir, yani çift v’dir.   “Çift ve”yi en uzak yaşam yerinde de söyleseniz dabılyu’dan çok daha anlanabilir bir şey söylüyorsunuzdur ve hemen algılanabilir.

c. www internete özel bir harf grubu, kısaltmadır.  Bunu aynen göründüğü şekilde tek bir tanımla anlatmamız daha doğru olur; ‘üç çift v’.

d. Dabılyu üç hecedir, ‘çift ve’ ise iki hece.  ‘Çift ve’ demek daha kolaydır. Hele 6 hece yerine (dabıl yu, dabıl yu, dabıl yu) sadece üç hece (üç çift ve) ile anlatmak çok daha kolay olacaktır.

 

Neden bugünedek bu söyleme geçmedik, bilmiyorum.  Bana göre w yerine konabilecek en güzel söylem “çift ve”dir.

@ konusunu bir sonraki yazımda işlemek istiyorum.

(1)  ODTÜ (Orta Doğu Teknik Üniversitesi) ve METU (Middle East Technical University),  Dr. Jeykıl ve Mr.Hyde gibidir.  Ne zaman hangi kılıkta ve karakterde olacağı belli olmaz.  Bugün bile her ikisi de aynı kurumun değişik dillerdeki adı olmasına karşın  hem ODTÜ hem de METU uzantılı internet sayfaları vardır.    “Benim adım METU’dur, ama siz bana ODTÜ diyebilirsiniz”, demek gibi bir şey.   Sayın Hüseyin Çalışkan’ın bu kurum hakkında çok güzel bir çalışması var, ODTÜ Tarihçe 1956-1980) . Ne yazık ki bu kitap 2003te tükendi ve bir daha da basılmadı.

(2) Yazıyı bitirdikten sonra kontrol etmeye döndüğümde “üç çift v” adının aralarında Doğan Hızlan ve Emre Kongar da olan 5 ayrı sitede daha önce kullanıldığını/ önerildiğini gördüm.


Gürültü Kirliliği - Toplum ve Çevre Koruma Bilinci

25 Mart, 2008

Örnek Olay

(son güncelleme-09 Nisan 2008, Cuma)    (ses kirliliği)

Geçenlerde İstanbul’un Avrupa yakasında oturan 90 yaşındaki teyzemi dolaşmaya gittim. 7  katlı apartmanların olduğu zengin bir çevrenin ortasında gene 7 katlı olacağını umduğum bir inşaatın kazısı yapılıyordu.  Teyzemle görüşürken geceleri gürültüden uyuyamadığından yakındı. Apartman görevlisi  çalışmaların ve dolayısıyla gürültünün Cumartesi, Pazar da sürdüğünü söyledi.

Devlet bu tip gürültü kirliliğini önlemeye yönelik önlemleri yaklaşık 4 yıl önce almış ve gerekli yasa ve yönetmelikleri çıkarmıştı aslında.

- TÜRK CEZA KANUNU - Kanun No. 5237 Kabul Tarihi : 26.9.2004-  Gürültüye neden olma- MADDE 183. - (1) - “başka bir kimsenin sağlığının zarar görmesine elverişli bir şekilde gürültüye neden olan kişi, iki aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır.”        (not- baştaki mavi renkli TÜRK CEZA KANUNU’nu tıklayarak yasaya ulaşabilirsiniz)

-  Çevre ve Orman Bakanlığından: Çevresel Gürültünün Değerlendirilmesi ve Yönetimi Yönetmeliği  (2002/49/EC) -… “konut alanlarında akşam 17:00 - sabah 07:00 arası inşaat yapılamaz…”              (not- Mavi renkli  Çevresel Gürültünün Değerlendirilmesi‘ni tıklayarak yönetmeliğe ulaşabilirsiniz. Yönetmelik çok detaylı olarak diğer gürültü kaynaklarını da kapsamaktadır)

Bu yasal dayanaklarla benim de üyesi olduğum Kuzguncuklular Derneği -Beylerbeyi Derneği ve Çengelköy Halk Girişimi tarafından oluşturulan ”Anadolu Yakası Yaşayanları Ortak Girişimi” Ağustos 2006′da Anadolu Yakasını uyutmayan Kuruçeşme Eğlence Bandı’nın gürültü kirliliğini bu yasaların uygulanması sonucu engelleyebilmişti.

Gene bu yasaların uygulanması için Yerel Yönetimlerin uyarılması sonucu İstanbul’da Yeniköy, Kuzguncuk ve Kadıköy’de gece çalışmalarının sesi kesildi.

Teyzemin yakınmasını kesecek, aynı zamanda çevrede yaşayanları rahat uyutacak başvuru yöntemini örnek olarak aşağıya veriyorum.  İnanıyorum ki, bu gürültüyü yapanlar kendi evlerinin yanında oluşacak gürültülere de hoşgörülü yaklaşıyorlardır. “Yaşam Kalitesi Bilinci” toplumumuzda arttıkça  bu tip aksaklıklar da azalacaktır.

Yasalar ise çok katı.  Gürültüyü yapan kişinin 2 yıla kadar hapis istemi ile Başsavcılığa çağrılması için sadece örneğe uygun bir dilekçe yetiyor.

Zaten çok ağır bir yük altında çalışan Adliye Kurumların vaktini almamak için, Savcılık Dilekçesi ancak ilk başvurular yetersiz kalırsa verilmelidir diye düşünüyorum.

Benim örneğimde Belediye Zabıta Müdürlüğü “gece çalışabilir” diye bir yazı vermişti. Halbuki bu saatleri değiştirmeye de, bu konuda yazı yazmaya da Zabıta’nın yetkisi  yok.

a. Zabıtayı bilgilendiren ve uyaran bir dilekçe hazırlayıp, telefaks ile yolladım. (Aşağıda Ek-A)

b. Belediye Çevre Müdürlüğünü konu hakkında bilgilendiren ve göreve çağıran bir dilekçe hazırlayıp,   telefaks ile yolladım. (Aşağıda Ek-B)

c. Konudan İstanbul için en sorumlu birim olan “İstanbul Çevre Müdürlüğü”nü bilgilendirip,  inşaat sırasında da gürültü düzeyini gözlemelerini istedim. (Aşağıda Ek-C)

Benim kişisel deneyimime göre; “Devlet ve yönetim doğru uyarılırsa olumlu sonuçlara bir hafta  içinde ulaşılıyor, çünkü yaptırımlar çok ağır.”

Ek-A) Yerel Yönetim Zabıta Müdürlüğüne Dilekçe (Eğer olaya karışmışsa)

 xxxxx Belediyesi

Zabıta Müdürlüğü

xxxxxxx, İstanbul

Sayın İlgililer;

Konu: Gürültü Kirliliği- Geceleyin İnşaat Yapılması

xxxxxx, Pafta xxxxx, Ada No:1241, Parsel No: 38 de süren çokkatlı inşaat geceyarılarına kadar ve hafta sonları da sürmekte ve çevreyi rahatsız etmektedir.

Konuyu görüşmek için inşaata gidip, yasalara göre 19:00-07:00 arasında çalışmamaları gerektiğini söylediğimizde bize “xxxxxx Belediyesi – Zabıta Müdürlüğünün 27 Şubat günü “geceleri çalışabilir” diye yazıp, üzerini imzalayıp kaşelediği bir yazıyı gösterdiler.

Konu ile ilgili düzenlemelere göre;

a. Saat 19:00 ile 07:00 arası meskun mahallerde gece çalışması yapılamaz- Çevre ve Orman Bakanlığından: Çevresel Gürültünün Değerlendirilmesi ve Yönetimi Yönetmeliği(2002/49/EC) - “Madde 26- c) Konut bölgeleri içinde ve yakın çevresinde gerçekleştirilen şantiye faaliyetlerinin …… (07:00 - 19:00) dışında akşam ve gece zaman dilimlerinde sürdürülmesi yasaktır.”

b. Konunun esas sorumlusu İstanbul Büyükşehir Belediyesi Çevre Koruma Müdürlüğü ile uyumlu çalışan xxxxx Çevre Koruma ve Kontrol Müdürlüğü olması gerekir.

Gereken işlemlerin yapılarak geceleri rahat uyumamızın sağlanmasını rica ederim.

Saygılarımla,

xxxxxxxxxxxxxx

Bilgi İçin:

  1. xxxx Belediyesi Çevre Müdürlüğü

  2. İstanbul Valiliği Çevre Koruma Müdürlüğü

  3. xxxxxİnşaat A.Ş. Xxxxx

Eki: İlgili Yasa ve Yönetmelik Maddeleri (2 Sayfa)

 

TÜRK CEZA KANUNU     (Mavi renkli Türk Ceza Kanunu‘nu  tıklayarak yasaya ulaşabilirsiniz)

Kanun No. 5237 Kabul Tarihi : 26.9.2004

Gürültüye neden olma

MADDE 183. - (1) İlgili kanunlarla belirlenen yükümlülüklere aykırı olarak, başka bir kimsenin sağlığının zarar görmesine elverişli bir şekilde gürültüye neden olan kişi, iki aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır.

************

Yönetmelik         (not- Mavi renkli Yönetmelik‘i  tıklayarak yönetmeliğe ulaşabilirsiniz. Yönetmelik çok detaylı olarak (apartman içi gürültü gibi) diğer gürültü kaynaklarını da kapsamaktadır. Yürürlükteki Avrupa Birliği Standartları ile uyumludur.)

Çevre ve Orman Bakanlığından:

Çevresel Gürültünün Değerlendirilmesi ve Yönetimi Yönetmeliği

(2002/49/EC)

BİRİNCİ BÖLÜM

Amaç, Kapsam, Dayanak, Tanımlar ve Genel İlkeler

Amaç

Madde 1 — Bu Yönetmelik; kişilerin beden ve ruh sağlığını, huzur ve sükununu gürültü ile bozmayacak bir çevrenin geliştirilmesi için, ….. hazırlanmıştır.

Dayanak

Madde 3 — Bu Yönetmelik; 1/5/2003 tarihli ve 4856 sayılı Çevre ve Orman Bakanlığı Teşkilat ve Görevleri Hakkındaki Kanun’un 9 uncu maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi ile 9/8/1983 tarihli ve 2872 sayılı Çevre Kanunu’nun 14 üncü maddesine dayanılarak,

25/6/2002 tarihli 2002/49/EC Çevresel Gürültünün Yönetimi ve Değerlendirilmesi Direktifine paralel olarak hazırlanmıştır.

Şantiye alanları  için gürültü kriterleri

Madde 26 Şantiye alanlarından kaynaklanan çevresel gürültü düzeyi ve gürültünün önlenmesine ilişkin kriterler aşağıda belirtilmiştir:

a) Şantiye alanındaki faaliyet türlerine ve zaman dilimine bağlı olarak bu Yönetmeliğin 20 nci maddesinin (a) bendi çerçevesinde yapılan değerlendirme sonuçlarına göre, şantiye alanı çevresel gürültü düzeyleri Lgündüz cinsinden Tablo-5 deki sınır değerleri  aşamaz.

Tablo-5: Şantiye Alanı İçin Çevresel Gürültü Sınır Değerleri

(tablo için bakınız)  (not- Mavi renkli  tablo için bakınız’ı tıklayarak yönetmeliğe ulaşabilir, tabloyu inceleyebilirsiniz. Yönetmelik çok detaylı olarak diğer gürültü kaynaklarını da kapsamaktadır)

b) Kullanılan ekipmanlara bağlı olarak şantiye faaliyetinde ortaya çıkan darbe gürültüsü LCmax 100 dBC’yi aşamaz.

c) Konut bölgeleri içinde ve yakın çevresinde gerçekleştirilen şantiye faaliyetlerinin Tablo-5 de verilen gündüz zaman dilimi (07:00 - 19:00) dışında akşam ve gece zaman dilimlerinde sürdürülmesi yasaktır. Tatil beldelerinde, turistik alanlarda ve benzeri durumlarda tüm şantiye faaliyetleri büyükşehir belediyesi ve/veya il/ilçe belediyesinin kararı doğrultusunda hafta sonları veya bir kaç ay süre ile tamamen durdurulabilir.

d) Faaliyet sahibi şantiye alanında; inşaatın başlama, bitiş tarihleri ve çalışma periyotları ile büyükşehir belediyesi ve/veya il/ilçe belediyesinden alınan izinlere ilişkin bilgileri inşaat alanında herkesin kolayca görebileceği bir tabelada gösterilir.

e) Şehir içi yolların ve yerleşim bölgelerinden geçen kara yollarının yapım ve onarımları ile bina yapım, yıkım ve onarım işlemleri sırasında doğacak gürültüleri kontrol etmek için mal sahibi veya yapımcı firma veya kuruluş tarafından; Tablo-5’de verilen sınır değerleri sağlayacak şekilde önlemler alınır. Bu önlemlerle ilgili olarak gerekli durumlarda gürültülü makinelerin ve ağır nakliye taşıtlarının kullanımı, büyükşehir belediyesi ve/veya il/ilçe belediyesince sınırlandırılır veya durdurulur.

ONDÖRDÜNCÜ BÖLÜM

Şikayetlerin Değerlendirilmesi, Denetim, Teşvik ve İdari Yaptırımlar

Şikayetlerin değerlendirilmesi

Madde 53 Bu Yönetmeliğin yetki alanı içersinde yer alan gürültü kaynakları bazında yaşanan sorunlar nedeniyle oluşan şikayetlerin değerlendirilmesinde aşağıdaki esaslara uyulur:

a) Gürültü/titreşim konulu şikayet, belediye sınırları içerisinde belediyeye, belediye sınırları dışında ilin en büyük mülki amirine intikal ettirilir.

b) Şikayetin mahallinde incelenmesi ve değerlendirilmesinde; 2559 sayılı Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu kapsamındaki yerler için genel kolluğun, 2803 sayılı Jandarma Teşkilat, Görev ve Yetkileri Kanunu hükümleri uyarınca çıkarılan Jandarma Teşkilatı Görev ve Yetkileri Yönetmeliği’nin 62 nci maddesi kapsamındaki konular içinde jandarmanın desteği sağlanır.

******************* 

Ek-B) Yerel Yönetim Çevre Koruma ve Kontrol Müdürlüğüne Dilekçe

xxxxx Belediyesi

xxxxxx Çevre Koruma ve Kontrol Müdürlüğü

xxxxx, İstanbul

Sayın İlgililer;

Konu: Gürültü Kirliliği- Geceleyin İnşaat Yapılması

xxxxx Pafta xxx, Ada No:1xxx, Parsel No: 38 de süren çokkatlı inşaat geceyarılarına kadar ve hafta sonları da sürmekte ve çevreyi rahatsız etmektedir.

Konuyu görüşmek için inşaata gidip, yasalara göre 19:00-07:00 arasında çalışmamaları gerektiğini söylediğimizde bize “xxxxxx Belediyesi – Zabıta Müdürlüğünün 27 Şubat günü “geceleri çalışabilir” diye yazıp, üzerini imzalayıp kaşelediği bir yazıyı gösterdiler.

Ayrıca xxxx’da tam yaşam ortamının göbeğindeki bu inşaat için Yönetmeliklere göre gürültü düzeylerinin ölçülerek, gereken işlemlerin yapılmasını ve geceleri rahat uyumamızın sağlanmasını rica ederim.

Saygılarımla,

xxxxxxxxx

Eki: xxxxxx Zabıta Müdürlüğüne Başvurumuz (3 Sayfa)

************************

Ek-C) İl Çevre Müdürlüğüne Dilekçe (Aynı Dilekçe esas Sorumlu Olan Belediye Çevre Müdürlüğüne de verilebilir)

 

23 Mart 2008

İstanbul Valiliği  İl Çevre Müdürlüğü

Fatih Orman Kampüsü

Maslak-Sarıyer

İstanbul

Sayın İlgililer;

Konu: Gürültü Kirliliği- Geceleyin İnşaat Yapılması

xxxxxPafta 6xxxx, Ada No:xx1, Parsel No: 38 de süren çokkatlı inşaat geceyarılarına kadar ve hafta sonları da sürmekte ve çevreyi rahatsız etmektedir.

Konuyu görüşmek için inşaata gidip, yasalara göre 19:00-07:00 arasında çalışmamaları gerektiğini söylediğimizde bize “xxxxxx Belediyesi – Zabıta Müdürlüğünün 27 Şubat günü “geceleri çalışabilir” diye yazıp, üzerini imzalayıp kaşelediği bir yazıyı gösterdiler.

Konu ile ilgili başvurularımız eklidir. Ayrıca xxxxxda tam yaşam ortamının göbeğindeki bu inşaat için Yönetmeliklere göre adı geçen işyerindeki gürültü düzeylerinin ölçülerek, gereken işlemlerin yapılmasını rica ederim.

Saygılarımla,

xxxx

Ekleri:    1. xxxx Belediyesi Zabıta Amirliği Başvurusu (3 sayfa)

25 Mart 2008, gültekin orhon “çevreyi koruma bilinci”

*****************

Sonuç:  28 Mart, Cuma günü teyzemi tekrar dolaşmaya gittim.  O arada Şantiye’ye de uğradım.  Sanırım şu an isim de verebilirim.

İnşaatı yapan şirket Polat İnşaat’tı.  Genç bir mühendis arkadaşla sohbet ettik.  Çarşamba günü Beşiktaş Belediyesi telefon ederek, yasal saatler konusunda kendilerini uyarıp saatlere uymalarını istemişler.  Kendileri de saatlere uymaya başlamışlar.  Tek bir sorun vardı, genç arkadaşım artık saatlere uyacağını söylemesine rağmen,  bu kuralın gerekli olduğuna da pek inanmamıştı.   Bu konuda o arkadaşın rahatsız edilmeden yaşama hakkı olduğu bilincinin oluşması için sanırım uyuduğu yerin hemen yanında 24 saat palplanş çakılması gerekiyor.

Doğrusunu isterseniz o arkadaşı anlayışla karşılamak gerekiyor, çünkü olay da aynen öyle başlamıştı.  Kuruçeşme sahillerinde konuşlanan gece kulüpleri  karşı kıyıdakileri uyutmayacak düzeyde yıllarca rahatsız etmeselerdi, ben de içinde olmak üzere Anadolu Sahili isyan etmeyecekti.  “Kötü komşu kişiyi ev sahibi yaptığı” gibi, “rahatsız edilmek de kişileri rahat yaşamak hakları olduğu bilincini geliştiriyor.”

Konuya çok çabuk eğilip çözüm getiren kurumlar olarak Beşiktaş Belediyesi ve Polat İnşaat’a ve bu konunun üzerinde çalışıp gereken önlemleri alan bütün ilgililere teşekkür ederim.

Gültekin Orhon

ÇESAD (Çevre Sağlığı Derneği)

Yönetim Kurulu Üyesi


Büyükşehir Belediyesi ve benim telefonum

23 Mart, 2008

 (son güncelleme- 23 Mart 200 8)

Cep telefonumda AVEA hattı kullanıyorum.

Ocak ayından başlayarak İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nden aşağıda sıraladığım mesajları aldım.

Bu mesajlar içinde TEOMAN’in yeni albümünün çıktığı, Atasay TEKTAS kapabileceğim ve Faturamın İşbank’ca ödenmis olduğu gibi bilgiler var.

Belediye bütün işleri doğru yaptı da sıra benim telefonuma mı geldi?

  • en cok sen tikla, 14 Subatta 14 Atasay TEKTAStan birini kap” deyişi  Sn. Toptaş’a ve kurum olarak İstanbul Büyükşehir Belediye’sine yakışıyor mu?

  • Benim 39 YTL tasarruf ettiğimin Belediye ile ne ilgisi var, bu bilgiyi nereden alıyorlar?

  • IBB benim faturamın İşBankası tarafından otomatik olarak ödendiği bilgisini nereden ve ne için alıyor? Hangi hakla benimle bankamın ve ödeme yaptığım kurumun arasına giriyor?

    Konunun açıklanması için yazılı olarak başvuruda bulundum. Gelince burada yayınlayacağım. “1984” geldi mi diye içimde artık hiçbir kuşku kalmadı.

AVEA Cep telefonuna İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nden gelen Mesajlar

—————-

BUYUKSEHIR BELEDIYESI 16.01.08, 17:41

Sayin abonemiz 01 Aralik 2007- 31 Aralik 2007 Donemine ait faturaniz 113.49 YTL tutarindadir.  Son odeme tarihi 24.01.2008′dir.

———————–

BUYUKSEHIR BELEDIYESI 22.01.08 15:43

Hesap ortada! Turkiye’nin en avantajlisi Avea HEPSIBIR’le konustunuz ve diger operator Bizbize gore Aralik ayindaki konusmalarinizda 39 YTL tasarruf ettiniz.

———————–————————-

BUYUKSEHIR BELEDIYESI 31.01.08 10:26

Sezen Aksu, Yalin, Izel ve daha bircogu TEOMAN’in en yeni albümünde! Album satistan once sadece AVEA’da. Herkesten once dinlemek icin hemen 9211′i ara! Bilgi:500

————————–

BUYUKSEHIR BELEDIYESI 02.02.08. 20:03Avea’dan MMS gonderen her 100. aboneye 15 dakika yurtici gorusme suresi hediye! Daha cok MMS gonder, kazanma sansini arttir. Son gün 15 Subat. Bilgi: 441500

———————–

BUYUKSEHIR BELEDIYESI 04.02.08 11:34

WAPtaki pirlantalara en cok sen tikla, 14 Subatta 14 Atasay TEKTAStan birini kap! Tiklayan her 1000. kisiden biri ol, 25kntr/10dk kazan! htpp//wap.avea.com.tr

———————–

BUYUKSEHIR BELEDIYESI 14.02.08 20:34

Hemen 5275 i ara, ses analiziyle sevdiginin sana karsi hislerini anla! BEN ASIK OLANI SESINDEN ANLARIM - diyen ASKOMETRE , tüm asiklarin hizmetinde! Bilgi:500

———————–

BUYUKSEHIR BELEDIYESI 18.02.08 17:16

Sayin Abonemiz 01 Ocak 2008- 31 Ocak 2008 Donemine ait faturaniz 129.03 YTL tutarindadir. Son odeme tarihi 22.03.2008 dir.

———————–

BUYUKSEHIR BELEDIYESI 03.03.08 17:08

SN. ABONEMIZ 22.08.08 SON ODEME TARIHLI 129.03 YTL TUTARINDAKI FATURANIZ  T.IS BANKASI TARAFINDAN OTOMATIK ODEME TALIMATINIZLA ODENMISTIR.

———————–

BUYUKSEHIR BELEDIYESI 18.03.08 14:36

Sayin abonemiz 1 Subat 2008- 29 Subat 2008 Donemine ait faturaniz 78.87 YTL tutarindadir.  Son odeme tarihi 21.03.2008 dir.

———————–


Bağış Kuyruğu - Atlatma Haber

21 Mart, 2008

(Son güncelleme - 21 Mart 200 8)

Zenginleşen Yurttaşlarımız Bağış Kuyruğundaİstanbul’un işlek noktalarında sabah saatlerinde yaklaşık bir aydır ücretsiz olarak bir gazete dağıtılıyor, GASTE.  Zaman Gazetesi tesislerinde basılan bu gazeteyi haftanın bir kaç günü alabiliyorum.  Güne eğlenceli başlamamı sağlayan nitelikte iyimser haberler veriyor. Geçenlerde  Maltepe- Kartal’da gördüğüm bir kuyruk haberini onlardan önce vereyim dedim.  

BAĞIŞ KUYRUĞU

Son altı yıldır sürekli gelişen ve zenginleşen toplulumuz bir ilke de imza atıp, bir gecede “kişi başına milli geliri %31.6 artışla  7 bin 500 dolara yükseldi.”  Aşağıdaki fotoğraf bu artan gelirin bir kısmını Avrupa ve ABD’de yaşayan dostlarımıza  bağışlamak için sıraya giren vatandaşlarımızı göstermektedir.

Zenginleşen Yurttaşlarımız Bağış KuyruğundaResimde daha gelmemiş olan kamyonu bekleyen 30 vatandaşımızı görüyorsunuz. Muhabirimiz incinmesinler diye arkadan ve uzaktan fotoğraf çekti. Aynı yerden yaklaşık 2 aylık aralıklarla size bu fotoğrafları sunacağız.”

Not- Bugün (21 Mart Cuma) İstanbul’da 200 gram ekmek 50 yenikuruş’a satılmaktadır. Görüntülenen İstanbul Ekmek Satıcısından her kişiye 5 ekmekten fazla verilmemektedir. Yani 2.5 YTL’lik bir alışverişi daha ucuza alabilmek için bazı vatandaşlarımız Maltepe ve diğer yerlerde kuyruğa girmektedirler.   

AKP’yi ve konuyu gündeme getirmeyen, vatandaşıyla her türlü bağı kesmiş olan CHP’yi kutlamak gerekir.


Demokrasilerde Oyların %46.7’sini alan tek parti AKP değildir

18 Mart, 2008

(Son güncelleme- 18 Mart 2008) 

Demokratik bir seçimde 16,340,000 oyla toplam oyun %46.7’sini alan tek parti AKP değildir.

Daha evvel bir milyon fazla oyla (17,277,000) toplam oyun % 43.9′unu alıp yönetime gelen başka bir parti daha vardır.

Bu parti 41 yıllık bir Parlamenter Monarşi’nin ardından 14 yıllık demokrasi deneyimi olan Almanyanın başına, 17 Milyon kişinin oylarını serbest seçimle alarak geldi.

İktidarda kaldığı 12 yılın sonunda harap olmuş bir dünya (Avrupa, Japonya ve Kuzey Afrika) ve 60 Milyon ölü bıraktı.

Almanya 1930′larda Krupp Çeliği olan, BMW ve Mercedesi üreten,  dünyanın ilk füzelerini (V2) üretmeye çok yakın bir toplumdu.  O toplumun 17 milyon insanı yanlış yaptı ve bedelini onlarla beraber en az 55 Milyon insan hayatını,  sayılarını bilemediğimiz başkaları beden, ruh ve malvarlıklarını kaybederek ödedi.

2008′in Türkiyesi 3-5 marka Yabancı Marka otomobil (Ford, Fiat, Renault vs.) üretiyor, füze üretmeye yakın olduğunu sanıyor.  Bu toplumun 16 Milyon kişisi neden Almanların 17  milyonu gibi yanlış bir seçim yapmamış olsun?

Bundan dolayı ”En çok oyu ben aldım, ben istediğimi yaparım”  diyenleri uyarmak ve gerektiği anda doğru yola koymak için denetim ve kontrol araçları şarttır. Bu araç “Başsavcılık mı olur, başka bir kurum veya yöntem mi?”, o tartışılabilir, tartışılmalıdır.  

Tartışılmaması gereken şey;   ”oyların çoğunu alanların  da yanlış yapabilecekleri ve  denetilmeleri gerektiği”dir.

Ben ABD sistemini epey bildiğimi düşünüyorum. O sistem, “güce sahip olanın sürekli denetiminin gerektiği” ilkesi üzerine kuruludur.  Bunun için yaygın ve karşılıklı denetim sağlayan bir sistemleri vardır. (1)

“Ben halkın çoğunun oyunu aldım, istediğimi yaparım,” diyenlere sormak gerekir, “Sen hiç tarih okudun mu?”

Kendimize sormak gerekir, “Bu soruyu sorabilmek için, ben yeterli tarih biliyor muyum?”

Tarih bildiğimizi düşündüğümüz zaman da düşünmek gerekir, “Acaba Almanya’nın 1930′larda dirayetli denetim/uyarı kurumları olsaydı, 60 Milyon insan ölür, ülkeler ve hayatlar harap olur muydu?” 

İkinci  Dünya Savaşı olmak zorunda değildi.  Olmayabilirdi de.

(1)   Cumhuriyet’in getirdiği denetim sistemleri (müfettişlik, Yüksek Denetleme Kurumu, Sayıştay vs. ) son 5 yıldır yavaş yavaş ya ortadan kaldırılmış, ya da işlevini yitirmiştir. Artık Yürütme’yi  ne Yasama, ne de Denetleme Mekanizmaları denetlememektedirler.)


YTL, TL ve Başbakan’ın kafası

16 Mart, 2008

Başbakanın kafası iyice karışmış!

15 Mart’ta Başbakan Batman’da, “Son beş senede yaklaşık 8.5 katrilyon sadece Güneydoğu ve Doğu’ya harcadık” demiş” ve eklemiş, “79 seneyi araştırın böyle bir şey görmeyeceksiniz.”

Aslında artık katrilyon kullanılmaması gerekir, çünkü Başbakan’ın öncülüğünde 1 Ocak 2005′te YTL’ye geçmiştik.

2008 yılı TC Devlet Bütçesi 222 Milyar 553 Milyon YTL olarak 14 Aralık 2007′de kabul edilmişti.

 Katrilyon= bir milyon milyar = 1,000,000*1,000,000,000 olduğuna göre  1 Katriyon TL = 1 Milyar YTL

Bu durumda Başbakan’ın 8.5 Katrilyonu YTL değil, TL’dir… ki bu da 8.5 Milyar YTL eder.

Türkiye’nin 2008 Bütçesi 222 Milyar ise, son 5 yılının toplam harcaması da 1 Trilyon YTL olmalı.

Doğu ve Güneydoğu Anadolu derken; Türkiye’nin 81 il’inden 20’sini , 779binkm2′nin % 28.5′u ve 71 Milyon nüfus’un yaklaşık %20’sini konuşuyoruz.

O zaman son beş senede toplam bütçesinin %1′den azını ortalama %20 büyüklüğü olan Güneydoğu ve Doğu’ya harcamışsa, bunu neden utanarak değil de, kıvanarak söylüyor.

Başbakanın kafası sahiden iyice karışmış!

Söyleminin tek doğru yeri ise sanırım 79 sene içinde bunu görmemiş olduğumuz.

özel not- Ayrıca, bu yanlış söylemi neden ana muhalefet partisi CHP bulup irdelemez de, Üsküdar’ın kenarda oturan üyesi bulur ve yazar?


Seyirci CHP

6 Mart, 2008

Bugün (6 Mart 200 8) Cumhuriyet’te bir haber, “CHP Genelkurmaya Tepkili”.  Haberi okurken bir tümce gözüme takıldı,

“..CHP, ‘Manzara-i Umumiyye’yi tarih penceresinden ibretle seyretmektedir.”

Tarih penceresi’nin ne olduğunu tam olarak anlamamakla birlikte,  CHP’nin genel durumu aynen biz (halk) gibi seyretmekte olduğu kesin. 

Biz sahada oynayacak, bize gol attırmayacak birini seçelim derken, maç başlar başlamaz bizim yanımıza çıkıp AKP’nin kıvırtmalarını ve gollerini seyredecek birilerini seçmişiz.

Haksızlık ta etmeyelim, hiç değilse açık sözlüler.