CUMHUR’un (1) Bayramı – Cumhuriyet Bayramı
28 Ekim, 2009İlk yazım- 28 Ekim 2009, Çarşamba
1990′lı yıllarda son 20 yıldır sadece dinî bayramlarda dostlarıma tebrik mektup / kartları gönderdiğimin ayırdına vardım. Benim sorgulayıcı, akılcı düşünmeye dayanan bir düşünce/yaşam tarzım vardır. Bütün bir yıl içinde sadece iki dinî bayramı kutlayan kişinin “ben laik düşünen biriyim” demeye hakkı olmadığını düşündüm ve yaklaşık 10 yıl boyunca dinî bayramların yanında 23 Nisan ve 29 Ekim’de de tanıdıklarıma tebrik mesajları gönderdim.
Bugün daha değişik düşünüyorum. Dinî bayramları kutlamak herkesin kişisel, daha doğrusu doğmuş olduğu çevrenin seçimi olan bir olaydır. Laik düşünen bir toplumda herkes ailesi ve tanıdığı kişilerle kendi gün ve yöntemine göre bayramlaşır, bayramlaşmalıdır.
Cumhuriyet Bayramı ise “cumhur”un, yani hepimizin bayramıdır. Cumhur bu bayramda birbirini ve aile yakınlarını kutlamak yerine toplumun bireyi olarak Cumhuriyet Şenliklerine katılmalı, Cumhuriyet Şenliklerini destekleyip o gün ve gece herkesle beraber eğlenmelidir.
Benim yaşadığım çevrede (Kuzguncuk- Üsküdar) yaşayanlar 29 Ekim Cumhuriyet bayramını kendi girişimleri olarak kutlamaktadır. Benim son 23 yılımı yaşadığım Kuzguncukta bu hep böyle oldu.
Kuzguncuk’ta 29 Ekim gününü özetlersek;
* 29 Ekim öncesi İcadiye Caddesine bir tak (2) kurulup üzerine “Cumhuriyet Bayramı Kutlu Olsun” yazan bir bez afiş asılır. Ayrıca cadde boydan boya bayraklarla süslenir. 
Bayram günü İcadiye İlköğretim Okulu öğrencileri sabah bir yürüyüş yaparlar.

Icadiye Caddesi- 29 Ekim 2007 haftası görünümü
Hava kararırken ana caddeye çengisiyle birlikte bir davul-zurna ekibi davul zurna çalarak girer. Kuzguncuk’un merkezinde anayol trafiğe kapanır ve takın hemen yanında müzik ve dans şöleni başlar. Halk burada toplanıp davul-zurna grubunu izler, zaman zaman da oyun oynayarak katılır.
Son birkaç yıldır Büyükşehir Belediyesinin yaptığı Boğaziçi Işıklı Gösterilerini yüz metre aşağıdan seyretmek olanağı olduğu için saat 20 sularında davul zurna dağılıp Boğaza yönelinir.
Ben bu yıl Cumhur’un Bayramını başka bir yerde, Antalyadan gelen akrabalarımla geçireceğim.
Bundan sonra da hangi mahallede yaşarsam yaşayım, Cumhuriyet Bayramını yaşadığım semtin insanı ile birlikte bir etkinliğin parçası olarak kutlamak istiyorum.
Cumhuriyet Bayramınız Kutlu Olsun,
Gültekin Orhon
1. Cumhur
* Halk topluluğu. Hey’et, takım. Aynı kararı veya hükmü kabul edenler.
* Âlimlerin çoğu, ekseriyeti.
* Seçimle idare edilen devlet.
* Bir yere toplanmış kum, toprak.
http://www.osmanlicaturkce.com/?k=cumhur&t=%40
2. cumhur Ar. cumh°r
a. (cumhu:ru) esk. 1. Halk. 2. Topluluk: �Kubben altında bu cumhura bakarken şimdi.� - Y. K. Beyatlı. Güncel Türkçe Sözlük cumhur
b. Küçük taneli yabanî üzüm. Türkiye Türkçesi Ağızları Sözlüğü
c. cumhur: Topluluk. Türkiye Türkçesi Ağızları Sözlüğü cumhur
d. Kimi tarikatlarca ilâhiye verilen ad. bk. İlâhi. BSTS / Yazın Terimleri Sözlüğü 1974Cumhur Köken: Ar.
e. Cinsiyet: Erkek
f. Topluluk, kalabalık, halk.
http://tdkterim.gov.tr/bts/?kategori=verilst&kelime=cumhur&ayn=tam
(2) – tak Ar. µ¥®
(II) a. (ta:k) Millî bayramlarda veya önemli bir olayı anmak için düzenlenen şenliklerde, geçit yapılacak caddelere geçici olarak kurulan, yazılar ve çiçeklerle süslenen kemer: �Şimdi İstanbul taklarının yeşil taflanları altından gaziler geçiyor. -F. R. Atay. TDK Sözlük
Bilinçli Tüketici ve Karınca Duası
5 Ekim, 2009Bugün gazetelerde benim bankamın(*) bir ilanı vardı. Gururla, sevinçle ATM’lerin artık birleştiğini açıklıyordu.

Bilinçli Tüketici ve Karınca Duası
Büyük büyük harflerle birleşmeyi anlatmışlardı. İkinci bölümde daha ufak harflerle ek bilgi vermişlerdi.
Üçüncü bölüm ise eskilerin “karınca duası” dedikleri boyuttandı. Aslında yazının bankalar açısından en seviçli yanı buradaydı.
Başka bir bankanın Bankamatik’inden para çektiğiniz zaman en az 170 kuruş olmak kaydıyla çektiğiniz paranın yüzde biri kadar bir ücret ödeyecektiniz.
Sonuçta “alavere dalavere, eller tüketicinin cebine” kuralı işleyecekti.
Bunun arkası ise şöyle gelişecektir; bugün birçok noktada birden fazla Bankamatik var. Bu noktalarda Bankamatikler önümüzdeki yıllarda tek tek azalacak ve sonunda bir veya ikiye düşecek. Böylece uzaktan bir bankamatik gördüğümüz zaman %90 olasılıkla “ek ücret ödeme noktasına” baktığımızı unutmamamız gerekecektir.
Önümüzdeki günlerde İstanbul’da yanından geçtiğim 3-5 Bankamatik öbeğini fotoğraflıyacağım. Bakalım yıllar beni haklı çıkaracak mı?
(*) Ben bir İşbankalıyım. Cumhuriyetin kurduğu ve bugün de sapasağlam ayakta duran kurumlardan biridir. Dedemde kurucu hissesi vardı, belki onun için de dede yadigârı diye düşünürüm. Bence Bankanın bugünedek yaptığı tek yanlış Ankara’dan İstanbul’a taşınması olmuştur. Bu eylem Anadolu’nun yanlız ve zayıf bırakılmasıyla sonuçlanacak bir yol açma olmuştur diye düşündüm, bugün de öyle düşünüyorum.
Türkiyede Güçler Ayrılığı
27 Temmuz, 2009Geçtiğimiz ayın gündeminde olan HSYK (Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu) kararları sorunu çözülüyormuş.
Hakimlerle ilgili kararlar almak üzere toplanan 5 hakim, Yönetim Temsilcileri olan iki kişi ile uzlaşarak onların dediği yönde karar almış. 5 kişi kendilerini ilgilendiren bir konuda onlara kesinlikle karışmaması gereken iki kişinin dediğini kabullenmiş.
Demokraside “güçler ayrılığı” temel ilkedir. Yasama (Büyük Millet Meclisi kararları) /Yürütme (Hükümet) / Yargı (Yürütmenin Yasama kararlarına uygunluğunun denetlenmesi) ayrı kurumlardır, birbirinin işine karışmamaları gerekir.
Bugün ülkemizin yönetim fotoğrafını çekersek;
Yasama - Yasalar tek tek milletvekilleri tarafından verilebilmelidir. Ne yazık ki artık milletin kendi vekili yoktur. Parti Başkanlarının atadığı kişiler vardır. Bu kişiler seçim bölgelerine gitmez, halkı dinlemezler. Dinledikleri tek kişi, gelecek seçimin listesini hazırlayacak olan “parti başkanı”dır.
Yürütme - Tek bir kişinin (Parti Başkanı) adı konmamış diktatörlüğü altında kararlarını alır. Bu durum bütün partiler (AKP, CHP, MHP ve hatta DSP) için geçerlidir.
Yargı- Elindeki kurallar ve yaşamın şartları arasında kalmıştır. Yasalarımız ne yazık ki günümüz şartlarına uymamakta, yargı bu durumun suçunu üstlenmek durumunda kalmaktadır.
Son HSYK’da yaşanan olaylar “Türkiye’de güçler ayrılığı olmadığı”nın kesin kanıtıdır.
Yaz Okulu – Kuzguncuk İlköğretim, Üsküdar – 2009
12 Temmuz, 2009(İlk yazım- 12 Temmuz 2009)
Yaz Okulları’nın ülkemizde gelişimini tam olarak bilmiyorum. Çocukluğumuzda Yaz Okulları uygulamasının devletce, bir askerî disiplin içinde yapıldığının konuşulduğunu anımsıyorum. Uzun yıllar yaşadığım Kuzguncuk Mahallesinde 1990′lı yılların ortasından başlayarak bugünedek değişik uğraşıları olan kişilerin gençlere uygulamalı, eğlenceli, temel kuram/ kavram ve becerileri tanıtma amaçlı dersler vermeleri çabalarına katıldım, ders verdim.
Temel gözlemim; gençlerin bu yaklaşımdan çok yararlandıkları gibi, ders verenlerin de çok şey öğrendikleridir. Yaz okullarını düzenleyen ve destek veren bütün kişi ve kurumları ve İlköğretim Okul yetkililerini kutlarım. Bu yılki yaz okulunda “Beşiktaş Bilim Müzesi Gezi Yönetmeni” olarak görev yaptım. Geziden sonra yaptığım araştırmada öğrendiğim son şey – Ülkemizde 9 yıldan beri “Türkiye Bilim Merkezleri Vakfı” adlı bir kurum olduğu ve bir çok kurum ve kişinin Futbol Maçları dışında bu kuruma da destek olduklarıydı. Bu gurur verici ve umutlandırıcı bir olay. Bugünkü durumumuzdan hoşnut olmayanlar, Türkiye Bilim Merkezleri Vakfı’na destek vererek bu uygulamanın yayılmasını sağlayabilirler.
Kuzguncuklular Derneği ve Kuzguncuk İlköğretim Okulu ortak çalışması ile yürütülen 2009 Yaz Okulu kapsamında yapılan geziye 22 öğrenci ve 8 veli katıldı. Mecidiyeköy ile Beşiktaş arasında, Fulya Mahallesinde olan Bilim Müzesi gezisinden otobüs şöförümüz de içinde, hepimiz çok memnun kaldık. Gezinin başarılı olmasında Merkezin yaş ortalaması 25′in altında olan rehber ve yöneticilerinin çok katkıları oldu. Onları da, merkezi bu düzeye getirip, hizmeti sürdürenleri de kutlarım.
Geziye katılanlar; “Ulaş Vazlef – 1997, Ömer Kuşcu – 1997, ……..???????”
Gezimizin başarısını yazı yerine görsel olarak anlatmak daha kolay olacak…….
Not- Sevgili gençler,
A. aşağıdaki fotoğrafları tıklayarak onları büyütebilir, tekrar tıklayarak bir kez daha büyütebilirsiniz. Fotoğrafınızı almak isterseniz klavyede en üst sağ tarafta (prtsc sysrq – ekranı yazdır) tuşunu tıklayıp, ekranda gördüğünüz resmi bir fotoğraf programı ile kopyeleyebilir ve resminizi bastırabilirsiniz. Bu yazdıklarımı yapamazsanız, bir büyüğünüzden yardım alın. Sonuçta kişisel fotoğrafınızı bastırın, hiç değilse bu anlattığım yöntemi öğrenmiş olun. İlerde kullanırsınız.
B. Ben gezi sırasında sizlerin adlarını alamadım. Bu yazıya ad da eklersek ilerde resimlerle adları beraber kullanabilir, arkadaşlarınızın adlarını unutmamış olursunuz. Onun için lütfen en altta, “yorum yap” bölümüne kendi adınızı ve doğum yılınızı yazarsanız ben de bu yazıya onları da eklerim ve bu yazı bir bütün olur. Ben aranızdan adını bildiğim Ulaş ve Ömer’i yukarıya ekledim. Sizden yanıt geldikçe listeyi tamamlarım. Kolay gelsin, Gültekin Orhon.
Yaz Okulu – Fatih İlköğretim, Güzeltepe-Üsküdar
29 Haziran, 2009(İlk Yazım- Haz 2009)
Üsküdar Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği (ÇYDD) 2009′da Çengelköy’ün ardında İstanbul Boğazına tam 1 km uzaklıkta, çok şirin bir okulda Yaz Okulu açmış.

Yaz Okulu - ÇYYD, Üsküdar
Güzeltepe’nin dibindeki vadide (Büyük Çamlıca Tepesi’nin kuzeyi) kurulu okulun iki yanında yeşillikler arasında yerleşimler yükseliyor. Yeşil bir Anadolu Kasabası havasında, sessiz, sakin bir yer.
Bir ay süren Yaz Okul’u sabah 10′da Spor Saati ile başlayıp, 11′de uygulamalı bir dersin ardından hafif bir beslenme molası ile devam ediyor. Düzenli ve disiplinli bir sistem oluşturulmuş.

Fatih İlköğretim Okulu- Güzeltepe, Üsküdar
.…………………………………………………………………………………………………………….
Çevre Başlığı altında “İstanbul Boğazı’nın Çevreye olan etkisi ve katkısı”nı işledim. …………………………………………………
Akdeniz ve Karadeniz’in konumları nedeniyle yoğunluk farkları olduğunu anlattım. Akdeniz’de buharlaşma çoktur, gelen tatlı sular (Nil, Seyhan, Ceyhan gibi) ise azdır. Karadeniz ise daha az buharlaşır, ayrıca tatlı su bağlantıları (Tuna, Volga, Dinyeper, Kızılırmak gibi) çoktur. Bu ayrılıklar nedeniyle Karadeniz ve Akdeniz’de yüzmüş olan herkesin bildiği gibi Akdeniz göreceli olarak çok daha tuzludur.……………………………………………………………………………………………
Yukarıda anlatılan nedenlerle daha ağır olan Akdeniz suyu, dipten Karadenizin dibine doğru akar. Bileşik Kaplar Kuramına göre de bütün su yüzeyleri aynı kaldıklarından, Karadenizin üst katmanı Akdeniz yönüne taşar. Bu olgu Boğaz kıyılarında biraz dolananların dikkatini çeken Boğaz Akıntısını; İstanbul Boğazının bir nehir gibi Güney’e doğru akmasını oluşturur. Aslında gördüğümüz üst katmanın akışıdır. Boğaz’ın dip akıntısı ise Karadeniz yönündedir.
İstanbul’un artan nüfusu 1970′lerde Boğaz’ı bir çöplük gibi kullanmaya başlamıştı. Öyle ki, Boğaz kenarında yiyip içilen herşeyin kalanı suya atılır, çevre yalı, apartman ve lokantaların çöpleri de Boğaz’a boca edilirdi. 1980 sonrasında seçilen Bedrettin Dalan yönetimi, ‘dip akıntıyı kullanarak İstanbul’un çöpünü Karadenizin dibine taşıma/ atma yöntemi’ni seçti ve bunu uygulamaya koydu. Bugün Marmara Denizinden başlayarak her iki yakadaki toplama ve deşarj noktalarından İstanbul’un pisliği basit bir elemeden sonra borularla dip akıntıya verilerek Karadeniz’in diplerine yollanmaktadır.
Karadeniz bir zamanlar Haliç’in olduğu gibi “Çevre Çöplüğü” olmuştur. Almanya’dan başlayarak Tuna’nın bütün çöpü ve pisliği de içinde olan çöpler Karadeniz’in çevre ülkelerince Karadeniz’e boşaltılmaktadır.
Gençlere bu durumu ve de Çevre’nin temel sorununun “tüketim ve israf” üzerine kurulu bir yaşam şekli olduğunu, bu tüketim düzeyleri korunduğu sürece “kısıtlı olan birikmiş kaynakların” bir daha gelemeyecek şekilde yokolacaklarını, ortaya çıkan çöplüklerin de temizlenemeyeceklerini” anlatmaya çalıştım.
Derse katılan öğrenciler ve yaşları: Elif Aydın – 10, Murat Omacı-14, Onur Gümüş- 11, Mahmut Enes- 9, Yunus Eren-6, Kevser Adıgüzel- 11, Tuğçe Adıgüzel- 10, Ayşe Güldan- 10, Emre Kerem Durmuş- 12, Ozan Can Batman- 12, İbrahim İğdelioğlu- 8, Sunay Yılmaz- 2005, Ebru Kayo- 10, Buse Karaduman- 1999, Emre , İbrahim Deniz Aytaç- 9, Çetinhan Karaduman- 9, Billuse Tosun- 11, Oğuzhan Kaymak- 10, Kaan Samet Mocan- 9, Ayşenur Orakçı- 10, Gizem Bostan – 9.

Not- Sevgili gençler, aşağıdaki fotoğrafları tıklayarak onları büyütebilir, tekrar tıklayarak bir kez daha büyütebilirsiniz. Fotoğrafınızı almak isterseniz klavyede en üst sağ tarafta (prtsc sysrq – ekranı yazdır) tuşunu tıklayıp, ekranda gördüğünüz resmi bir fotoğraf programı ile kopyeleyebilir ve resminizi bastırabilirsiniz. Bu yazdıklarımı yapamazsanız, bir büyüğünüzden yardım alın. Sonuçta kişisel fotoğrafınızı bastırın, hiç değilse bu anlattığım yöntemi öğrenmiş olun. İlerde kullanırsınız.
- Yaz Okulu – ÇYYD, Üsküdar
- Fatih İlköğretim Okulu, Güzeltepe- Üsküdar
- Fatih İlköğretim Okulu- Güzeltepe, Üsküdar
- Fatih İlköğretim Okulu- Güzeltepe, Üsküdar
- Fatih İlköğretim Okulu- Güzeltepe, Üsküdar
- Fatih İlköğretim Okulu- Güzeltepe, Üsküdar
- Üsküdar ÇYDD Yaz Okulu- Üç genç
..
Türkân Saylan
18 Mayıs, 2009(İlk yazım- 18 Mayıs 2009)
Bugün hep beraber Atatürk’lerimizden birini kaybettik.
Yıllardır her hafta başı gelen “Denizce” benim duygularımı fazlasiyle yansıtmış; Bu hafta başyazısı çok kısa ve öz olmuş.
.
Sevgili Hocamız Türkan Saylan’ı kaybettik
Başkalarının verdikleri görevlerle değil…!
Kendine verdiği görevlerle çevresine, herkese örnek olan
yaşamında ölümsüzlüğe erişen bir bilgeyi kaybettik.
Yasını değil, yolunu tutacağız.
Gün, herkesin kendine soru sorma günüdür.
Asıl üzülünmesi gerekenler,
kaybından dolayı üzüntü duyulmayanlardır
Denizce
Çaresizseniz, çare “siz” siniz !
Çare için aşağıdaki satırları fare ile tarayın.
Omuz omuza, gönül gönüle ve daima birlikte,
ilkelerimizden ve hukuk devletinden asla ödün vermeden
Denizce
Lütfen derhal bir Sivil Toplum Kuruluşuna üye olun.
Üye değilseniz hukuk çerçevesinde tepkinizi koyun,
koyanlara destek olun.
Denizce
http://www.denizce.com/hafta0921.asp
Devletin Bilgilere Hepimize Eşit Olarak Açık mı?
15 Mayıs, 2009(İlk Yazım Günü- 14 Mayıs 2009)
Bugünkü Gazetelerde, ilk olarak Vakit Gazetesinde yayınlanmış bir bilgi var; Uğur Dündar ve eşinin son 14 yıllık

14 yillik Ucus Bilgileri
yıllık uçuş bilgileri. Bu bilgiler herkese açık mıdır? Örnek olarak ben kendimin 10 yıllık uçuş bilgilerini alabilir miyim? Bunun için nereye başvurmam gerekiyor.
Eğer kendi uçuş bilgimi alamazsam, bir gazete yasal olarak bu bilgilere ulaşabilir mi?
Sanmıyorum.
O zaman Devlet yasal olmayan bu “belirlenmiş vatandaşların ipliğini pazara çıkartma eylemine” neden aracı oluyor? Bu mudur “saydam hukuk devleti?”
TBMM’de oturan her partiden vekillerimizden tek bir tanesi neden bu açık taşlama girişimine karşı çıkmıyor, çıkamıyor?
Biz vatandaşlar olarak aramızdan hedef seçilen bir kişinin özel bilgilerinin uluorta dağıtılmasına neden tepki göstermiyoruz?
Yazık!

Zaman Gazetesi ve Toplumsal Barış
29 Nisan, 2009(İlk yazım 29 Nisan 2009)
Zaman Gazetesi’nin 29 Nisan Çarşamba günlü İnternet ana sayfasına aşağıdaki görünüm de yerleştirilmiş. Görünüm sürekli yok, fareyi üzerinde tutarsanız ortaya çıkıyor, “aslında diyorum, ama demedim de” anlamına.
“Yakışıyor mu?” diye düşününce, yazıyı yazan Bülent Korucu kendine yakıştırmıştır sanırım. Bay Korucu’nun bu topraklarda dostluk, anlayış, birlikte yaşamanın ana şartının “kendininkinden başka düşünce ve yaklaşımları tümüyle yok etmek” olduğu açıkça ortaya çıkıyor. Yazık….

Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği ise bu tip davranışlarla daha da bir güçleniyor. Aydınlık karanlıktan her zaman daha güçlü olmuştur, olacaktır.
Zaman Gazetesinin ürkek ellerle çamur attığı günler dönemini çabuk aşmasını dilerim.
http://www.zaman.com.tr/yazar.do?yazino=842728
Karargah Evleri- Hedef Gösterme
22 Mart, 2009(Yazım günü 22 Mart 2009)
22 Mart 2009, Pazar günlü Zaman Gazetesinde bir yazı dikkatimi çekti; “Kayseri olayı ve Saadet Partisi”, yazarı Hamdullah Öztürk.
“Yaklaşık yirmi gündür Kayseri’de bir şeyler oluyor. Bir astsubay, Karargâh Evleri’nden tutuklu, yani Ergenekon davası kapsamında yargılanan Kur. Alb. Cengiz Köylü’ye yardım maksadıyla para toplanması için komutanının verdiği sözlü emri intranete girmekle itham ediliyor.
Bence cezaevinde bulunan bir insana para toplamanın hiçbir mahzuru yok. Suça bulaşmış olsa bile insan insandır. Dostlarının onu yalnız bırakmayarak rehabilitesi aynı zamanda içtimai bir vazifedir.
Nedense bu olay fazlasıyla abartılıyor. Sanık avukatı hukuk dışı uygulamalar, işkence, ilaç verme ve hipnoz gibi acaiplikler, asit kuyularıyla tehdit edilerek dikte edilen ifadeleri zorla imzalatmalar gibi bir dizi anormalliği günlerdir açıklıyor. Sanığın babası oğluyla görüştürülmüyor. Günlerce sonra görüştürüldüğünde babasına tepki veremeyecek kadar bitik durumda olduğu görülüyor. O günlerde aynı komutanın Kayseri esnafını tasnife tabi tuttuğu, savcıların evrakta tahrifat yaparak yargıyı yanılttığı ve de mal varlıklarında kayda değer artışlar olduğu ortaya çıkıyor.
Karargâh Evleri’nin dahil olduğu Ergenekon davasında susan, hukukiliğe vurgu yapıp duran ve “Ergenekon Medyası” ismiyle anılır hale gelen gazetelerde bunca hukuk skandalı tek kelimeyle bile yer al(a)mıyor…..”
http://www.zaman.com.tr/yazar.do?yazino=828467&title=kayseri-olayi-ve-saadet-partisi
Dikkat edilirse yazar Öztürk, sanık astsubayın adını anmıyor. Bu doğru bir yaklaşımdır. Suçu kanıtlanıp, yargılanmamış kişilerin adları yazılmamalıdır.
Konuyu guggılladığımda birbirinden değişik bir sıra haber kaynağı gördüm. Aynı olayı değişik gazeteler değişik yönden ve de karşı bakışı yok sayarak ele alıyordu.

Karargah Evleri - Değişik Bakış Açıları
Birkaç gazete ordu içinde ışıkevleri olduğunu ve bir astsubayın resmi yazışmalarda kişisel görüşü doğrultusunda değişiklikler yaptığını yazarken, başkaları hedef saptırılıp bir astsubaya işkence yapıldığını yazıyordu.
Bir kaynak, “ …..Soruşturmanın …Tümgeneral Rıdvan Ulugüler adına düzenlenen iki sahte emirle başladığı öğrenildi. …., bir süre önce kendi imzasıyla bilgisi dışında “sahte emirler” dolaşmaya başladı. Bunun üzerine Ulugüler, inceleme başlattı. İnceleme sonucunda Astsubay Ali Balta, Orhan Güleç ve İsmail Dağ, “sahte belge düzenledikleri” gerekçesiyle gözaltına alındı. Olay hemen Hava Kuvvetleri Komutanlığı Askeri Savcılığı’na bildirildi.
… Edinilen bilgilere göre Balta şunları anlattı; …Denizli’de lisedeyken bir yıl kadar Işık Evleri’ne gitmiştim. Mezun olduktan sonra bir abimiz Kayseri’de Işık Evleri’nden kişilerin bize ulaşacağını söyledi. 2006′da Kayseri’deki birliğime katıldım. Birkaç gün sonra Tarık isimli şahısla tanıştım….. Daha sonra Yusuf, E.Ş. isimli biriyle geldi ve “Bundan sonra ev abiniz E.Ş. olacak” dedi. E.Ş. ev abimiz oldu ve Kırık Testi, Prizma ve Asrın Getirdiği Tereddütler gibi Fethullah Gülen’e ait kitaplar getirerek bize açıklamalarda bulundu…. Şubat 2009′da… Flash belleğin içeresinde bulunan belgeyi gönderebilmek için arkadaşımın çalıştığı amirliğe gittim. Flash belleği bilgisayara taktım. İçerisindeki yazıya DYS numarası aldım ve pek fazla evrak gitmeyen İhale Komisyon Başkanlığı’nı seçerek evrakı oraya gönderdim. Yusuf’la buluşup flash diski geri verdim. Bana “büyük iş başardın” dedi. Olay Çarşamba ortaya çıktı…..“
http://www.turuncutime.com/news/129/ARTICLE/8534/2009-03-20.html
Bir konu ise çok dikkat çekici idi; Hamdullah Öztürk astsubayın adının başharflerini bile yazmaktan sakınırken gerek Zaman gerekse Samanyolu haberin başına iki ayrı subayın fotoğraflarını koyuyordu. Sanki suçlular o subaylarmış gibi.

Zaman Gazetesi- Hedef Gösterme

- Karargah Evleri- Hedef Gösterme
Zaman ve yandaşları ne yazık ki Türk Ordusunu gözü kara bir şekilde hırpalamaya çalışmakta ve subaylarını hedef göstermektedir. Bu çok yanlış bir tutumdur, en azından yardım etmeye çalıştıkları astsubay’a gösterdikleri özeni subaylarımıza da göstermelidirler.
Yorumları görüntülemek için parolanızı girin |
gultekinorhon tarafından yazıldı
gultekinorhon tarafından yazıldı
gultekinorhon tarafından yazıldı 




















